Yaqeen Institute for Islamic Research
Prayer-to-Overcome-Pessimism-Hero-Image

KARAMSARLIĞI İMANLA AŞMAK

Siyaset ve basın yayın organlarında yankılanan karamsarlık ve korku havasına bakıldığında, Oxford Üniversitesinden Sayılarla Dünyamız isimli müessesenin kurucusu, araştırmacı Max Roth’un gerçekleştirdiği uluslararası çalışmanın ortaya çıkardığı, karamsarlığın dünyanın dört bir yanında özellikle de gelişmiş ülkelerde yaygın olduğu gerçeği garipsenmemelidir. Öyle ki Amerikalıların sadece %6’sı dünyanın ilerleme kaydettiğine inanmaktadır. Aynı şekilde Avrupa genelinde ve Avusturalya’da da çok az bir gurup aynı görüşü benimsemektedirler.[1] The Time gazetesi tarih bölümünde editör olarak çalışan Lily Rothman ve daha nice yazar ve gazeteci de bu negatif tutumun sebebinin politika, medya ve teknoloji alanında kullanılan “korkutma siyasetinin yaygınlaşması” olduğunu düşünmektedir.[2]

Gerçekten günlük yaşama depresyon havası mı hâkimdir? Bu kadar olumsuzluk karşısında bardağın dolu tarafına bakanların seslerini benimsemeyi ne kadar isterdik. Karamsarlığın doğası, kaynakları ve günlük hayatta başarı, mutluluk ve sağlığa etkileri üzerine psikoloji, sinir bilimi ve din-felsefe alanlarında uzmanlar birçok araştırma yapmışlar ve bir o kadarı da yoldadır. Noterdam din felsefesi merkezi eş başkanı ve müdürü Mr. Samuel Newlands şu açıklamalarda bulunmuştur:

        “İç dünyanda geliştireceğin psikolojik bir özellik seçecek olsaydın iyimserliği tavsiye ederdim. Çünkü o içinde birçok ihsânı         barındırmaktadır.Zira iyimserler uzun ömür ve sağlığa sahip olurlar. Aynı zamanda dünyevi başarılarının yanında hayatlarından gayet         derecede memnundurlar. Bu ekonomi, din ve sosyal hayattaki değişmez parametrelerdendir. “[3]

Niceleri gibi Newlands da iyimserliği öğrenmenin ve kazanmanın mümkün olduğunu düşünmektedir. Psikolog Dr. Betty Phillips der ki:

        ”Birçok insan, çimenlerin diğer insanlara nispetle mutlu insanların gözünde  daha yeşil olduğunu iddia etmektedir. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki; mutluların ve mutsuzların hayatlarında karşılaştıkları olumsuz durumlar sayı bakımından birbirine eşittir. Ancak aralarındaki tek fark üzücü olayları kabullenme ve karşılama keyfiyetidir. İyimserler         karşılaştıkları zorluklar karşısında ömür boyu mücadele edecekleri planlar yaparken, karamsarlar genelde hiçbir şey yapmamayı tercih edip tembellik ve  depresyonlarının kurbanı olurlar.[4]

Bu bize insan psikolojisi alanında sağlam bir bakış açısı kazandırmakla birlikte faydalı bir mekanizma da sağlamaktadır. Burada sorulması gereken esaslı bir soru vardır ki bu sorunun cevabı müslümanlar olarak bizlerin davranış ve beklentilerimizin alt yapısına esas teşkil etmektedir. İmanım beni iyimserliğe nasıl teşvik eder? Günümüzde revaç bulan korku ve karamsarlığın birçoğunun faturası İslam’a kesilmektedir. İslam aleyhtarı olan ve geniş bir çerçevede yayılan yanlış ve kin dolu ithamlar İslam’ı dünyanın dört bir yanında şiddet, kötülük ve kavgaların tohumu gibi göstermeyi hedeflemektedir. Bu haliyle bu davranışlar İslam’a karşı daha fazla kin, nefret ve aşırılığı kışkırtan siyasilerin ve alınan korkunç kararların bahanesi oluyor.[5]

Bu yeni bir şey değildir. Zira tarih tekerrür etmektedir. Hazreti Peygamber’in (sav) siyerini kısaca araştırdığımızda onun gibi yüce bir kametin ve ona destek olanların altından kalkılması oldukça güç olan cehalet, taassup, zulüm, boykot ve savaş gibi zorluklar karşısında Allah’a kulluk yolu ile barış ve adaleti ikame etmeye çalıştıklarını görürüz. Ancak en nihayetinde O (sav), akıl ve kalpleri kazanmış ve O’nun nübüvveti en büyük başarıyı elde etmiştir. Zira O (sav), tebliğ etmekle vazifeli olarak geldiği mesajını ve kendi iç dünyasına hâkim olan

iyimserliği iletmiş; kendi yolundan gidenlerin gönüllerine de boyasını çalmıştır. Bu İslam’ın iyimserliğe davet ediyor olmasının en iyi delili değil midir?

Abdullah Bin Haris şu hadisi rivayet etti:

“Rasulullah’tan (sav) daha mütebessim bir kişi görmedim.[6]

Buna binaen bizler kalplerimiz ve akıllarımızın üzerindeki kara bulutları kaldıracak faydalı, kolay ve hızlı çözümler arzulamaktayız. Bununla birlikte bu çözümler şahsi problemlerimiz ve hayatın baskısı karşısında bizlere mutluluk ve sekine salıklayacak ve zaman zaman üzerimize çöken korkulardan bizi kurtaracaktır. Aşağıda iyimserlik duygusunu zihinde daimi olarak geliştirecek, kaynağından yani Kitap ve Sünnetten alınmış gerçek reçeteleri bulacaksınız.

Asla-Temele Dönüş

Merhamet, ümit ve barış bir işin aslı ve İslam’da odak noktasıdır. Bizler namaza yöneldiğimizde yaratıcımız ile muhatap olma ve onun kelamını tefekkür etmenin verdiği ferahlığı içimize kadar teneffüs etmekteyiz. Bu mesele dinin ruhunun vicdanlarda sadece azalarımızın yapageldiği bir ibadet olmaktan koruduğumuz müddetçe böylece devam eder. Efendiler Efendisi (sav) ne zaman dertler altında kalsa ve rahatlama ihtiyacı hissetse namaz ile Allaha sığınması onun sıkça tekrarladığı adetlerinden biri olmuştu.

Yüce Nebi’nin şöyle dediği nakledilir: “Ezan oku ey Bilal, bizi  onunla ferahlat”.[7] Allah Teâlâ Hazretleri bizlere en büyük nimetin Kur’an olduğunu bildirmektedir. Bu yönüyle o tek başına bir mutluluk vesilesidir. Aynı zamanda o günlük Allah (cc) ile günlük istişare ve yardım alma virdidir. Zira Kur’an kalplerimize rahmet, hidayet, yardım ve endişe ve şüphelerden uzak olma rahatlığını bahşeder. Bunların tamamı aslında bizlere bu hayatın isteklerini aşan sonsuz bir hayatı vadeden ve dünyada da güzel bir yaşam sağlayan gerçek manada iyimserliğin meyvesidir.

Kur’an’da cennetin etraflıca ve pek çok yerde anlatılması ve ümitsizliğe yer bırakmayacak şekilde ümitten bahsedilmesi, islama gönül veren mü’minleri, Allah’a ibadete, O’nun rızasını aramaya ve iyilik yapmaya yönelten ayırt edici ve kritik faktörlerdir.

        “Ey insanlar! İşte size, Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdeki dertlere bir         şifa, müminlere doğru yolu gösteren bir hidayet ve rahmet geldi. De ki:         “Allah’ın lütfuyla, rahmetiyle, evet sadece bununla sevinin! Çünkü bu, insanların dünya malı olarak topladıkları bütün şeylerden daha hayırlıdır.”[8]

Şunu da ifade etmekte fayda var ki Yüce Rabb’imiz ayetin sonunda “Gerçekten Allah insanlara karşı büyük lütuf sahibidir. Fakat insanların çoğu bu nimete şükretmezler[9] demektedir. Bu ayet-i kerimede mümin ve iyimserlerin temel özelliklerinden birini öğrenmekteyiz. Kendisine verilen nimeti kabul edenlerin nimete şükür etmesi ve rıza göstermesi gerekmektedir. Aynı zamanda Allah’a şükür, ibadet ve itaatle yönelmelidir. Elindeki nimetlerin hayrı olmadığını kabul edenler dünyayı doğal olarak her türlü sıkıntı ve keder diyarı olarak görür ve sığınacak bir yuva bulamazlar. Burada şu benzetmeyi yapabiliriz: iyimser olan kişi bardağın dolu tarafına bakarak en nihayetinde kalan kısmın da dolacağına yakinen inanır ve güvenir. Bunun karşısında karamsar olan kişi de bardağın boş tarafına bakar ve tamamlanacağına dair bir ümidi yoktur. Her ne kadar bu ayetler Mekkeli müşrikler hakkında inmiş olsa da,[10] günümüze dek bir nur kaynağı olarak insanlığı aydınlatmaya devam etmiştir. Öte yandan hala büyük bir çoğunluk tapınacakları putları aramaya kendilerini adamaktadırlar. Bu halleriyle onlar kendilerine nimetleri bahsedenden yüz çevirerek insanların ortaya koyduğu ideolojilere bel bağlamaktadırlar.

Kişinin kâmil bir iman ile Allah’a tevekkül edip eli boş döndürmeyeceğine olan inancı ile dua etmesi ayetin devamında Allah’ın ifade buyurduğu “Allah her şeyi ilmi ile kuşatmıştır” cümlesi ile tecelli etmiştir. Artık onların maruz kalacağı her türlü hastalık ve dert; işledikleri hayır olsun şer olsun en ufak bir amelin de Allah katında bir karşılığı vardır. Her şey kitapta kayıtlıdır. Bütün bunların yanında kişinin yaptıklarının meyvesini aynı anda alamadığı zamanlardaki gönül rahatlığı da ayrı bir nimettir.

        “Herhangi bir işte bulunsan, onun hakkında Kur’an’dan herhangi bir şey         okusan, Sen ve ümmetinin fertleri her ne iş yapsanız, siz o işe dalıp coştuğunuzda, mutlaka Biz her yaptığınızı görürüz. Yerde olsun, gökte olsun, zerre ağırlığınca bir varlık bile Rabbinin ilminden kaçamaz. Ne bundan küçük, ne bundan büyük hiçbir şey yoktur ki, hepsi apaçık bir kitapta olmasın.”[11]

Ardından Allah (cc) iman ve sırat-ı müstakimi seçenleri anlattığı bahsini “Velîler o kimselerdir ki O’na iman edip, emirlerine aykırı hareketlerden sakınırlar” ayetiyle sonlandırır. Onlar maiyyet-i ilahide O’nun yardımı ile yaşarlar. Artık onlar Allah’ın velisi, ensarı ve saf kullarındandırlar. Onları Allah (cc) kurtulmuşlardan sayar. Onlar için ne bir korku ne de bir keder vardır. Her ne kadar kıyamet gününde ortaya çıkması muhtemel olan azabın gürültü, korku ve ıstırabı olsa da aslında hiçbir insanoğlu, Allah’ın varlığına ve neticeleri değiştirmeye sadece onun gücünün yettiğine inanan insan kadar iyimserliğin zirvesine çıkamaz.

        “İyi bilesiniz ki Allah’ın velîlerine korku yoktur,onlar üzüntüye de uğramazlar. Velîler o kimselerdir ki O’na iman edip, emirlerine aykırı         areketlerden sakınırlar. Dünya hayatında da âhirette de müjde vardır         onlara.Allah’ın hükümlerinde olsun, verdiği sözlerde olsun, asla değişiklik olmaz. İşte bu müjdeler en büyük mutluluktur. O inkârcıların sözleri seni üzmesin. Çünkü bütün izzet ve üstünlük Allah’ındır. O her şeyi hakkıyla işitir ve bilir.”[12]

Verimli Korku – Asıl korkulacak şey korkunun kendisi değildir

Hiç şüphesiz korku gerçek veya vehmi durumların tetiklediği doğal insani bir duygudur. Acı verir ve tehlikelidir. Aklınınız arka planına bir göz atın, hala canlı bazı korkular bulacaksınız. Bu konuda yalnız değilsiniz. Bilakis hepimiz aynı duyguları paylaşıyoruz çünkü genelde bu arzuladığımız güzel bir hayat ve onu tehdit eden olgulara bağlıdır. Özellikle de hayatın kendisini, sağlık-sıhhat, sosyal refah ve başarıyı muhafaza ile ilişkilidir.[13] Bunların karşısında İslam bu korkuyu daha pozitif bir şeye kanalize etmektedir. Bu da korkuyu mutlak gücün sahibi ve her şeyin akıbetini değiştirmeye kadir olan Allah’a külli olarak yönlendirmek demektir. Buradan yola çıkarak şunu diyebiliriz ki: korku inkâr edilemez bir gerçektir. Ancak korku duygusunun Allah’a yönlendirilmesi, Allah’tan yardım dilenilmesi –bundan daha önemlisi- ve Allah’a yakınlaşma ve sadece ona tevekkül etme nefse ağır gelen sıkıntıların ortadan kalkması adına faydalı bir yol olacaktır.

Hal böyleyken kişinin belini büken o korku türü nereden gelir? Beşeriyetin en büyük düşmanı ve onunla daimi savaşan şeytandan… O herkesin kalbine yıkıcı ve sistematik bir şekilde fitneler verir bununla da insanın Allah’a ibadete yoğunlaşmasına ve rızasına nail olmasına engel olur. Peygamber Efendimiz bizleri şeytan karşısında teyakkuz içinde olmamız konusunda uyarmış “Şeytan âdemoğullarının kan damarlarında dolaşır” buyurmuştur.[14] Buna ek olarak, Kur’an, şeytanı mağlup etmek için onun psikolojisini ifade etmiş ve ondan korunmak için uygulanması gerekli olan yollara ışık tutmuştur. Allah’a sığınma yollarını ararken zihinlerimizde öyle bir yakîn hâsıl olur ki hayatımızda tereddütlere sebep olacak şüpheleri ortadan kaldırır. İstişare etmek ve pozitif ve yapıcı katkılarda bulunması için dostlarımızın kapısını çaldığımız zamanlarda da kurtuluş yoluna girmişiz demektir. Meselelerini istişare etmek ve sohbet etmek için düşünürlere giden iyimser insanlar da böyledir. Tabi kimleri dost edindiğimiz de oldukça önemlidir.

        “Şeytan sizi (hayırda harcamakla) muhtaç olacaksınız diye korkutur, sizi         cimriliğe ve çirkin şeylere teşvik eder. Allah ise kendi katından bir af ve lütuf vaad buyurur. Allah’ın ihsanı geniştir, her şeyi hakkıyla bilir.”[15]

Şunu da idrak etmemiz gerekir ki korkularımızın çoğu bu dünyaya olan sevgimiz ile doğrudan irtibatlıdır. Sevgili Peygamberimiz bu konuda bizi uyarırken şöyle der:

        “Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan         yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “O gün sayıca azlığımızdan mı?” diye sordu. “Hayır, buyurdular. Bilakis o gün siz çoksunuz. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan çer-çöpler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” “Zaaf da nedir ey Allah’ın Resûlü?” denildi. “Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” diye cevap verdi. [16]

Bu hadis-i şerif kişinin dünya sevgisi ile manevi kusurları arasındaki temel ilişkiyi gözler önüne sermektedir. Bu durum tıpkı bu maddi dünya menfaati için aşırı gayret gösteren bir kişinin aynı ölçüde ahiret için de çalışmaması ve ikisi arasındaki dengeyi kuramaması gibidir. Böyle bir insan her an yeis ve korkuya maruz kalabilir. Bilakis daha da kötüsü sıkıntılar karşısında imanından endişe edebilir. Bunun karşısında Allah ile irtibatı kavi bir kalbe sahip olan kişi imanını iyimserlik ile süsleyebilir ve sorunlara mukavemet gösterebilir. Manevi illetler imanın noksanlığı ve Allah’a itaatin azlığıyla kalpte yer edinir. Bu durumdan Efendiler Efendisi (sav) şöyle bahseder:

        “Allah’ın duanızı kesinlikle kabul edeceğine inanarak dua edin. Ve bilin         ki Allah gafil ve laubali bir kalbin duasına icabet etmez.”[17]

Kur’an-ı Kerim’de bizlere hidayet, gayret, teşvik ve gafletten uyandırmak için zikredilen peygamber kıssalarında bizim için büyük ibret ve dersler vardır. Bütün peygamberler bizim gibi beşerdirler. Allah onları şirk koşmadan, yalnızca Allah’a ibadete davet etmek gibi yüce bir vazife için göndermiştir. Bu yolda onlar ummadık zorluklar ile karşılaşmışlardır. Allah Teâlâ onlara, sıkıntılara maruz kalıp da sebepler sükut ettiğinde nasıl dua edeceklerini ve yalnız kendisine tevekkül etmeleri gerektiğini talim buyurmuştur. Allah Teâlâ (cc) onları, vazifeli oldukları mesaja yoğunlaşmaları ve onu muhafaza etmeleri için katından bir teyid ile desteklemiştir. Bu şekilde onlar da ümitle, Allah’a olan güvenle ve korkuyu yenerek görevlerine devam etmişlerdir. Bu onlara manevi güçleri ve liderlik vasıfları ile örnek alınmalarını sağlamıştır. Onlar da hidayet mesajı ile bütün toplumu kucaklayacak fayda ve salahı tahakkuk ettirebilmişleridir. Nihayetinde açıktır ki onların başardıkları meseleler Allah’ın yardımı olmaksızın gerçekleşmesi mümkün değildir. Zira onlar, bu yolda insanların eza ve cefalarına maruz kalmışlardır. Bizim de Allah’a davet yolunda bundan kurtulmamız mümkün değildir.  

İbrahim (as) bizler için en önemli örneklerden biridir. O ailesini arkasında bırakarak Rabbi uğrunda yola revan olmuştu. Zürriyetinden peygamberler gelecek olan bir peygamberin dûçar olduğu imtihanların büyüklüğünü anlamak mümkün değildir. Öyle ki bunlara tahammül eden bu yüce peygambere Allah en şerefli unvanı vermiştir, “Halilullah”(Allah’ın dostu).[18] Aynı şekilde Yusuf (as) kıssasında da bizler için büyük ibretler vardır. Kardeşleri onu gözden çıkarıp da planladıkları oyunu oynadıklarında kendisini ailesinden uzakta, Mısır’da buldu. O zamanlar küçük bir çocuktu. Yıllar sonar Allah onu kavmi için Nebi olarak gönderdi ve onu büyük bir makama getirdi. Uzun yıllar sevgili babasının hasretine katlandı ve yıllarca hapis yattı.

Ancak o hiçbir zaman Allah’a iman ve recadan geri durmadı. “kâfirler güruhu dışında hiç kimse Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.”[19] Yetim olarak büyüyen Nebiler Serveri (sav) de kavminden baskılar gördü ve kendi yuvasını terk etmek zorunda kaldı. Sevdiklerini kaybetti – 25 yıl beraber yaşadığı Hatice validemizi kaybetti ve amcası ona destek çıktı. Ancak Mekke’de davetinin en zor yıllarında bu iki sevdiği yakınını kaybetmesi ardından da biri hariç bütün çocuklarının vefatı onu tahammülü zor bir acıya mecbur etti. Ancak O’nun (sav) kamil imanı ve iyimserliği, ideal bir toplumun inşasına götüren bir gayret ve pozitif davranışlara vesile oldu.

Vakıa Efendimizin (sav) hayatı iyimserlik örnekleriyle doludur. O’nun (sav) kanaati, istiğnası, insanlarla olan muamelesi ve onları davet tarzı… Muhatabı olduğu insanlara ve yarına dair ümitleri kendisine karşı gelen insanlara bile aynı şekilde muameleyi gerektiriyordu.

Bu konuda birçok örnek verilebilir ancak ben iki örnek ile iktifa edeceğim. Efendimizin hayatının en zor günlerinden birisi Taif’te fütursuzca taşlandığı ve kovulduğu gündür. Bu acı olay karşısında Allah, Taif kavmini isterse helak etmesi konusunda muhayyer bıraktığında, Rahmet Peygamberi (sav), onların nesillerinden Allah’a iman edecek nesiller çıkması ümidiyle bir fırsat daha vermeyi tercih etti. Nihayetinde Taif ehli, henüz Peygamber Efendimiz hayattayken İslam’a girdiler.[20] Hz. Ebubekir ile Mekke’den Medine’ye hicret esnasında arkalarından onları yakalayıp hayatlarına kast eden insanlardan kaçarken bir mağaraya sığındılar. Hz. Ebubekir’in endişesini ve korkusunu gören Efendimiz onun içine serin sular serpen ve onu sakinleştiren şu sözleri ifade buyurdu. “Hüzünlenme Allah bizimle beraberdir.[21] Ardından da nübüvvetinin ilk yıllarında büyük bir sekine ve kalp itminanı sağlayan ayetler nazil oldu:

        “An dolsun kuşluk vaktine ve dindiği zaman o geceye ki, Rabbin sana         veda etmedi ve darılmadı!

        Ve kesinlikle senin için sonu önünden (ahiret dünyadan) daha hayırlıdır.         İleride Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın!

        O, seni bir yetim iken barındırmadı mı? Seni, yol bilmez iken (doğru) yola         koymadı mı?

        Seni bir yoksul iken zengin etmedi mi?

        Öyle ise, sakın yetime kahretme (onu horlama)!

        El açıp isteyeni de azarlama!

        Fakat Rabbinin nimetini anlat da anlat”[22]

        “Güçlükle beraber kolaylık vardır.

        Evet, güçlükle beraber kolaylık vardır.

        O halde bir işi bitirince hemen başka bir işe giriş, onunla uğraş.

        Hep Rabb’ine yönel, ona yaklaş”[23].

Eşsiz Merhamet

İslam’da köklü inanışlardan birisi şudur ki: hayattaki bütün deneyimler en nihayetinde Allah’ın murad buyurduğu şekilde ve maruz kalınması kesin gibi görünen birçok şerrin çok üzerinde hayırlarla neticelenir. Bu da Allah’ın her şeyi kuşatan rahmetinden kaynaklanır ki bu sonsuz rahmeti Allah’ın müminlere has kıldığı “Rahim” isminin tecellisidir.

        “O’dur ki sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için feyiz ve rahmet         indirir, melaikesi de sizler için dua ederler. O, müminlere gerçekten pek         merhametlidir.”[24]

Bela ve musibetler kişiyi sarsa ve korkuya kapılsa o anda ilahi rahmetin varlığına iman hissi onu sarar da gelecekte gözünü aydınlatacak nice hayırları karşısında bulur. Bunu acılığından dolayı ilaç almakta tereddüt yaşayan aynı zamanda da tedavisi ve rahatlamasına vesile olacağını kabullenen kişiye benzetebiliriz. Buna ilave olarak şunu da söyleyebiliriz ki, Allah’ın hikmeti zararın tadını tatmamızı gerektirir ta ki hayırla karşılaştığımızda onun kıymetini bilelim de Allah’ın üzerimizdeki keremini kabullenerek onu elde etmeye ciddi bir şekilde gayret gösterelim.

Yasin suresi köy halkını Allah tarafından gönderilen elçilerin davetine icabet etmeleri için çabalayan müminin durumunu anlatır. Köy halkı, o adamı reddetip putperestlikte ısrar ettiler ve onu ölümle tehdit ettiklerinde onlara şu ayet-i kerimeyi okudu. “Hiç O’ndan başka tanrı edinir miyim? Zira Rahman bana zarar vermek dilerse, onların şefaati fayda etmez, hem kurtaramazlar da…”[25] Bu ayette Allah’ın rahmet sıfatına işaret edilmektedir. İlk bakışta ayette zikredilen zarara maruz kalma ile bir zıtlık görünebilir ancak Allah (cc) şümuliyetli bir sıfat ile ifade buyurmuştur ki rahmet sıfatının bu imtihan sonrasında ne turlu hikmet ve hayırlara vesile olduğu ileride daha iyi anlaşılacaktır.

Öncelikle, genelde sıkıntılar Allah yolundan uzaklaşanları Allah’a yöneltir.  Burada kulların hidayet ve hatalarından temizlenme talebi karşısında Allah’ın kullarına olan sevgisi, onlar için hayır murad buyurma ile ortaya çıkar.[26]

        ”Allah’ın buyruklarını umursamayan şu insanların kendi tercihleri ile         yaptıkları işler yüzünden karada ve denizde (bütün dünyada) bozukluk ortaya çıktı, nizam bozuldu. Doğru yola ve isabetli tutuma dönme fırsatı vermek için, Allah, yaptıklarının bazı kötü neticelerini onlara tattırır.”[27]

İkincisi, hasenat, ulaşılacak yüksek dereceler ve Allah’a yakınlık iman ve sıkıntılar karşısında sabrın karşılığıdır.

        ”Biz mutlaka sizi biraz korku ile, biraz açlık ile, yahut mala, cana veya         ürünlere gelecek noksanlıkla deneriz. Sen sabredenleri müjdele! Sabırlılar o kimselerdir ki başlarına musîbet geldiğinde, “Biz Allah’a         âidiz ve vakti geldiğinde elbette O’na döneceğiz” derler.  İşte Rab’leri tarafından bol mağfiret ve rahmete mazhar olanlar onlardır. Doğru yolu         bulanlar da ancak onlardır.”[28]

Hususiyle Allah’ın en değerli kullarından olan ve hususi sevgisine mazhar olan peygamberleri bile en şiddetli musibetlere mübtela olmaları bizim için Allah’ın sevdiği kullarını imtihan etmesini ifade etmektedir. Ebû Saîd el-Hudrî (r.a) şöyle bir rivayette bulunur:

        “Peygamber Efendimizin (a.s)  yanına girdiğimde onu (sıtma) ateşi içinde         gördüm. Elimi kendisine dokundurduğumda ateşini yorgan üzerinden         hissettim. Bunun üzerine dedim ki:

        —  Ateşin ne de şiddetlidir! Buyurdu ki:

        — “Biz peygamberler böyleyizdir; hem başımıza gelen belâ şiddetli olur,         hem de mükâfatımız (o nispette büyük olur).”

        Tekrar sordum, dedim ki:

        —  Ey Allah’ın Peygamberi! İnsanlardan en şiddetli belâya uğratılanlar         kimlerdir?

        —  “Peygamberlerdir.” buyurdu.

        — Onlardan sonra kimlerdir, diye sordum.

        —  “Salih kişilerdir. Onlardan biri fakirliğe uğrar ve ancak ortası kopuk         yırtık bir üstlük bulabilir. Hem onlardan biri sizin genişlik ve refah ile         sevindiğiniz gibi, belâ ile sevinir.” diye cevap verdi.[29]

Üçüncü sebep ise zahiren musibet olarak görünen örneklerde daha açık ortaya çıkar. Ancak işin arkasında öyle bir ilahi hikmet vadır ki daha büyük şerleri def eder. Kehf suresinde zikredilen Musa (as) kıssasında yer alan olaylar ve o olaylar karşısında Musa’nın (as) tutumu ve soruları en güzel örneklerinden biridir. Bir gurup fakir insanın bindiği gemi delindiğinde büyük bir suç işlendiğini düşünmüştü. Ancak ilahi hikmet bu delik ile onları zalim hükümdarın eline düşmekten kurtardı. Aynı şekilde bir çocuğun ölümüne şahit olması ve bunun akabinde büyüdüğünde hayırsız bir evlat olacak o çocuğun salih kimseler olan anne ve babasının onun derdiyle dertlenmesine engel olması. Bunun da ötesinde Allah’ın o çocuk yerine başka salih bir evlat vermesine şahid olması. Ardından uğradıkları bir köyde kendilerine misafirperverlik dahi etmeyen insanların yıkılmak üzere olan duvarlarını onarması ve o duvarın altında salih bir babadan yetimlerine kalan bir servet olduğu ve Allah’ın büyüdüklerinde ulaşması için o servetin emanette kalmasını murat buyurması.[30]

Bizim dûçar kaldığımız musibet ve belalar da ilahi rahmetin yüceliğinin işaretlerindendir ki Rabbimiz bizim helak olmamızı istemez. Musibetler ancak O’ndan gelir ve gelen musibetleri de sadece o kaldırabilir. Musibetler, insanların durup düşünmelerine ve nihayetinde O’na (cc) dönmeleri için fırsat üstüne fırsat verir.

Uluslararası Halk Radyosu’nun yayınladığı bir araştırma yazısında 11 Eylül saldırılarının akabinde Amerika’da İslam’a grime oranındaki artıştan bahsedilmektedir. Her ne kadar saldırı neticesinde medyada çıkan İslam karşıtı ve İslama karşı olan nefreti ifade eden yayınlar yapılsa da olaylar insanların İslam’ı araştırmalarına ve tanıdıkça İslamın özünü oluşturan iman ve adalete iyimser bir nazarla bakmalarına sebep olmuştur.

        Indiana Bloomington Ünivesitesi Yakındoğu Dilleri ve Kültürleri         profösürü Asma Afsaruddin’e göre, geçtiğimiz 15 yıllık süre zarfında

         İslama olan ilgi ciddi bir artış göstermiştir. Olumsuz medya propagandaları ve artan islamofobiaya rağmen, İslamın hakikatini         anlamaya çalışan Amerikalı mütefekkirler bütün bu propagandaları bir         kenara iterek güvenilir kaynaklardan dinin öğretilerini anlamaya  çalışmışlardır.[31]

Allah (cc) insanın Allah’a olan fıtri ihtiyacını, en sıkıntılı hallerinde Allah’a dönen ve yalvaran insanların durumlarını ifade ederken dikkatlerimize sunar.[32] Takvanın seviyesine bakmaksızın müminler sürekli Allah’a yakınlaşmanın yollarını ararlar ve kâinata koyduğu düzeni tefekkür ederler. Ve Allah’ın hayata dair ortaya koyduğu sistemi hikmetle kullanarak yaptıkları yanlışları, gittikleri yolları düzeltip Allah’tan yardım dilemek için değerlendirirler. Bu metod en onulmaz durumlarda bile iyimserliğe davet eden en verimli yoldur. Zira bu iş “Allah kimseye kaldıramayacağı yük yüklemez”[33] gerçeğine kamil imanı gerektirir. Efendiler Efendisi iyimserlikten şu şekilde bahsetmiştir:

        ”Mü’minin başka hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardır; O’nun         her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu         onun için bir hayır olur. Eğer bir darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve         bu da onun için bir hayır olur.”[34]

Bu zamana kadar Allah (cc) senden rahmetini esirgedi mi? Hala hayattasın. Yıllar boyunca karşılaştığın sıkıntı ve dertler bir tarafa, kişi müsibet anında Allah’ın, kendisine bahşettiği onca nimeti unutuverir, daha sonra gelecek nimetleri de unutur da nimetleri fark etmeyecek kadar ülfet hasıl olur. Bu ise hadd-i zatında bir karamsarlıktır ve bardağın boş tarafını bize gösterir. Bunların arkasındaki şeytanın vesveselerini hatırlamamız gerekmektedir.

O hırsla negatif fikirleri yayar durur. Şeytan akıllara kıyaslama tohumunu saçar ve kişi kendisine göre maddi durumu daha iyi olan insanlarla sürekli kendisini kıyaslar. İhtiyaçları karşısında hak ettiği sahte “ideal hayatı” hayal ettirir. Nihayetinde de kendisinde olduğu gibi Allah’ın rahmetinden ümidi kestirir.

Aslında,  bizim inancımıza göre, “Allah’tan başka ilah yoktur” (La ilahe illallah). Bu inanç,bu kainattaki herleyden daha önemlidir. Fiziken veya zihnen önemli bazı yeteneklerden mahrum bırakılan kişiler gibi senden daha az nimet verilenleri düşündüğünde, sana verilen nimetlerin kıymetini anlarsın ve hayatın ne kadar değerli bir hale gelir. Yurt dışına çıkıp, temiz su ihtiyacını bile karşılayamayan insanları gördüğün zaman sana verilen nimetlerin gerçek değerini anlarsın.  Etrafınızdaki dalalet, adaletsizlik, nefret ve bağnazlığı görünce hidayetin ve kalıcı iyimserliğin önemini kavrarsın. ”İyi yaşam” kavramını tanımlayan, sana hayatı verendir:

        ”Erkek olsun kadın olsun, her kim Allah’ın razı olacağı sağlam, yerinde,         doğru ve ıslaha dönük işler yaparsa, hiç kuşkusuz ona temiz ve güzel bir hayat yaşatırız. Böyle davrananları yine hiç kuşkusuz, yaptıkları en güzel işleri esas alarak mükâfatlandırırız.”[35]

Allah Resulü (sav), dünya ve ahirette en hayırlı neticenin doğru yolunu şöyle özetlemişve şöyle buyurmuştur:

        “Kimin düşüncesi ahiret olursa, Allah ona gönül zenginliği verir, işlerini          kolaylaştırır; istemediği hâlde dünya nimetleri de verilir. Kim  ahireti         unutup sadece dünyayı düşünürse, Allah da fakirliği onun gözleri önüne diker, işlerini darmadağın eder; dünyada ise ancak kendisine takdir edilen kadar verilir.”[36]

İbn-‘l-Kayyim, Allah’ın kullarına olan merhamet ve sevgisini, şu sözleriyle güzel bir şekilde özetlemiştir:

        ”Şayet Allah, yaptığı işlerden, şefkatinden ve kulun farkettiği veya         farketmediği şekillerde onun için yaptığı planlardan örtüyü kaldırsaydı,kulun kalbi, Allah sevgisinden erir, Allah’ı özler ve O’na şükran duygularıyla dopdolu olurdu. Ama maalsef kalp,şehvet dünyasına daldığı ve maddi etkenlere odaklandığı için bu örtüden kurtulamamıştır. Bu yüzden mutluluktan mahrum bırakılmış ve bu herşeyi bilen yüce Allah tarafından takdir edilmiştir.” [37]

Ye’se Gerek Yok: İleriye Adım Atalım

Kur’an-ı Kerim’in en hayırlı muallim ve rehber olduğuna imanımız tamdır. Dolayısıyla en karmaşık durumlarda başka bir ifade ile en ufak bir ümit parıltısının olmadığı hallerde bile en iyi çıkış yolunun Kur’an olduğuna inanmak büyük önem arz etmektedir. Uhud gazvesinde böyle bir durum gerçekleşmişti. Mekke’li müşrikler Efendimiz (sav) ve ashabına saat 11’de ansızın saldırmış, müslümanların saflarında büyük bir kargaşa ve bir çok yaralıya sebebiyet vermişlerdi. Öyle ki birçoğu Peygamber Efendimiz (sav)’in öldürüldüğünü düşünmeye başladılar. Bir kısmı korku ve endişelerinden dolayı kaçmaya başlamıştı. Ancak bütün bu tehlike ve tehditlere rağmen Peygamber Efendimiz (sav)’in etrafında bir avuç sahabe efendimiz halelenmişti. Allah (cc) onlardan şöyle bahseder:

        “Onlar öyle kimselerdir ki halk kendilerine: “Düşmanlarınız olan         insanlar size karşı ordu hazırladılar, aman onlardan kendinizi koruyun.” dediklerinde, bu tehdit onların imanlarını artırmış ve “Hasbunallahu ve ni’me’l-vekil” “Allah bize yeter. O ne güzel vekildir!” demişlerdir. Sonra da kendilerine hiç bir fenalık dokunmadan, Allah’tan bir âfiyet, selâmet         ve lütuf ile geri döndüler ve Allah’ın rızasına uydular. Allah çok büyük lütuf ve inâyet sahibidir. Size o haberi getiren adam şeytanın tekidir. O         sizi kendi dostları ile korkutmak ister. Fakat siz mümin iseniz onlardan         korkmayın, Ben’den korkun!”[38]

Bu ayet-i kerime en zor zamanlarda metanet ve soğukkanlılığın ehemmiyetini ifade etmektedir. Bazen insanın içinde bulunduğu durum değişebilir ve zahiren oldukça kötü gibi görünen bu durumda o anda ama kasti, kalp sebatı ile bir tepki vermesi gerekebilir. İşte böyle bir anda Nebiler Serverinin yanında ye’se düşmeden yerlerini alanların manevi dereceleri artmış ve Allah’ın rızasına nail olmuşlardır. O imtihandan, hayal bile edemeyecekleri bir kazançla çıktılar. Düşmanlar ise hiç beklemedikleri bir durum değişikliği ile geri dönüp kaçmayı  tercih ettiler. Allah’ın hikmeti ve iradesi en büyük neticenin tahakkukunu murad buyurdu.

Kalbinin sebat üzere olduğu durumlarda ise insan, sürekli maddi ve manevi sa’ye devam etmeli ve sağlam adımlarla ilerlemelidir. Dünyayı, yolcunun dinlendiği bir istirahat yerine benzeten hadis-i şerif ne güzel ifade eder: “Ben dünyayı neyleyeyim. Nefsim kudret elinde olana yemin olsun ki, dünya ile benim misâlim, güneşli bir günde bir ağacın altında gölgelenip sonra terkedip giden yolcunun misali gibidir.”[39] Bu güzel benzetme hayata bir yolculuk olması hasebiyle değer kazandırıyor. Aynı zamanda da dünya hayatının ve onunla haddinden fazla meşgul olmanın değersizliğini ifade ediyor. Bunun da ötesinde insanların dikkatini ahiret hayatına yönlendiriyor. Yine bu yolda bazen değişik zorluklarla karşılaşacağını ifade ediyor. Bir insanın nehri geçmek üzereyken hareketsiz beklediğini düşünün. Bu kişi ya nehrin derinliklerine batacaktır veya suyun akımı onu sürükleyip götürecektir. İşte bunun gibi şeytanın hedefi de bizim dikkatimizi dağıtmak, doğru yoldan sapıtmak ve nihayetinde batırmaktır.

Musa Aleyhisselam ve ona inananlar içinde aynı şey olmamış mıydı? Firavun’un ordusundan kaçarken kendilerini bir sahilde vurdular. Arkalarında onları yakalamak üzere olan bir ordu, karşılarında da bir deniz vardı. Bu onları kısa süreliğine korku ve teslim olma arası bir duyguya itti. Ancak Musa aleyhisselam, büyük bir kararlılık ve iman ile onlara ye’se mecal bırakmayacak bir şekilde duruşunu gösterdi ve Allahu Teala kudretiyle mucizevi bir çıkış yolu yarattı.

        ”İki topluluk birbirini görecek kadar yaklaşınca Mûsâ’nın arkadaşları:         “Eyvah! Bize yetiştiler!” dediler. “Hayır, asla!” dedi, “Rabbim benimledir ve O muhakkak ki bana kurtuluş yolunu gösterecektir!”Biz Mûsâ’ya:         “Asânı

 denize vur!” diye vahyettik. Vurur vurmaz deniz yarıldı, öyle ki         birer koridor gibi açılan yolun iki yanında sular büyük dağlar gibi yükseldi.”[40]

Sıkıntılardan çıkmak için en kolay yolu tercih etmek beşeri özelliklerdendir. Bununla birlikte Allah, herkesin tabiatını iyi bilir. O’nun sonsuz hikmetlerinden biri de bizim şahsi menfaat ve iradelerimizin aksine, daha meşakkatli yolları tercih etmesidir. Herkesin malumudur ki ümmetimiz birçok açıdan problemler yaşamaktadır. Daimi bir şekilde sıkıntı zulüm ve can kaybına şahit olmaktayız. Bunun da ötesinde en çok ihtiyaç duyduğumuz dönemde Allah’ın varlığı konusunda şüpheye düşenler bile var. Dolayısıyla ileriye doğru sağlam adımlar atmak, Allah’ın, peygamberlerine ve bizlere emrettiği gibi iman, sebat ve iyimser düşünceden geçer. Buna mukabil olarak Allah’a karşı hüsn-ü zan beslemek hepimizin üzerine vaciptir. Ancak bu mesele temenni ile idrak edilecek bir iş değildir. İbnü’l-Kayyim, iyimserlik (reca) ve temenni arasındaki farkı bu şekilde  ortaya koyuyor:

        ”Temennide işi başkasına havale etme yani vekalet vardır. temenni de         bulunan kişi Cehd-u gayret yoluna girmez. Reca ise gayret ve Hüsnü         tevekkül ile olur. Birincinin durumu biçeceği bir tarlasının olup semeresini almayı temenni eden kişinin durumu gibidir. İkincisi ise tarlayı sürer Eker, biçer ve daha sonra ekinlerin çıkması için tevekkül         eder. Bundan dolayıdır ki Arifler recanın amelsiz olmayacağı konusunda ittifak etmişlerdir.”[41]

Hazır Olun- Günlük Doz

Dua, ezbere Kur’an tilaveti veya farklı ibadet şekilleriyle biçimlendirilen ve günlük hayatımıza orantılı bir şekilde serpiştirilen, farz olarak veya Allah’ı anmak için Efendimiz (sav)’in öğrettiği şekilde eda edilen her namaz, dünya hayatına odaklanan dikkatimizi, asıl yolculuğumuza yöneltmek ve bizi  bu yolda ilerlemeya motive etmek için tasarlanmıştır. Her bir ibadet, hem bize bir yol haritasını sunar hem de anlık bile olsa, sıkı sık bizi bu dünyanın oyalamasından kurtarır ve yardım, rahatlama, kararlılık ve iyimserliğin asıl kaynağı olan Allah’a sevkeder.

        ”Namazı tamamladıktan sonra, gerek ayakta durarak, gerek oturarak ve         gerek yanlarınız üzerinde uzanarak hep Allah’ı zikredin.”[42]

Kişinin Allah’ın ipine sımsıkı sarılması dünya hayatından alacağı nasibini kazanma yolunda göstereceği gayretle birlikte onun Allah’a tam tevekkül etmesini sağlar. Efendimizin bir hadis-i şerifinde şöyle buyrulur:

        ”Bil ki! Eğer bütün ümmet sana fayda vermek için toplansa, Allah’ın         senin için yazdığından başka sana fayda veremez. Ve eğer bütün ümmet sana zarar vermek için toplansa, Allah’ın senin için yazdığından başka sana zarar veremez. Kalemler kaldırıldı ve sayfalar kurudu.”[43]

Daha önce bahsedildiği gibi, devamlı zikir iyimserliğin en temel unsuru olan şükre götürür. Şükür ibadetlerin mükafatı sayılmaz. Ancak o doğal olarak bardağın dolu tarafına bakmayı sağlar ve kişiye iç huzuru, rıza ve geleceğe pozitif bakma duygularını verir. Yüce Rabbimiz bize söyle emreder:

        ”Öyleyse siz Ben’i zikredin ki Ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın         nankörlük etmeyin.”[44]

        Ve düşünün ki: Rabbiniz şöyle ilan buyurdu: “Eğer         şükrederseniz,Ben nimetlerimi daha da artırırım, ama nankörlük ederseniz haberiniz olsun ki azabım pek şiddetlidir!”[45]

Sonuç olarak, Allah’ın merhamet, af ve cömertliğini umarak, Allah’a yakınlaşmanın esas vesilesinin dua olduğunu söyleyebiliriz.

Allah’tan başka hiçbir şeyin ibadete layık olmadığını göstermesi ve bizi bu dünyadaki kötülüklerden alıkoyması ve bizi dünya ve ahiret saadetine ulaştırması açısından dua, ibadetlerin özüdür. Allah Rasulü (sav), bizlere duamızın kabul olunacağına yakinen inanarak Allah’tan istememizi[46] ve şunu buyurmaktadır:

        ”Allahü teâlâ, duanızı kabul eder. Dua ettim, hâlâ duam kabul olmadı         diye acele etmeyiniz!”[47]

Duasına Allah’ın icabet edeceğini idrak eden kişinin kalbi sekinet, rahatlık ve iyimserlik bulur.

        ”O nesneler mi üstün yoksa, çaresiz kalıp Kendisine yalvaran insanın         uasını kabul edip sıkıntısını gideren ve sizi dünyada halifeler yapan Allah mı? Hiç Allah ile beraber başka tanrı mı olur? Elbette olmaz! Ne de az düşünüyorsunuz!”[48]

Allah’ın vahyini anlama yolunda örnek olarak Peygamber Efendimizin hayatını incelediğimizde görürüz ki, onun iyimserliğini hiçbir şey değiştirememiştir. Bunun da ötesinde, iyimserlik onun fıtratının bir parçası olmuştur. Aynı şekilde açıkça görürüz ki Efendimiz’in sahip olduğu bu iyimserliğin kaynağı, Allah’a  olan halis imanıdır.

Başarı dünya hayatındaki kazanç ile ölçülmez. Bilakis o kişinin iyi niyeti

 Allah’ın rızasını kazanmadaki samimi gayreti ve iman ve kanaatkarlığından kaynaklanan iyimserliği ile ölçülür. Zorluk anında ilerleme çabamız bizim insanlık için daha parlak bir geleceğe olan inancımızdan kaynaklanmaktadır

Bizler Allah’ın bize bahsettiği barış adalet ve hidayet mesajını yaşamak ve başkaları ile paylaşmak için elimizden geldiği ölçüde gayret gösteriyoruz. Bu sadece iyimserliğin temelini her birimiz içerisine yerleştirmekle kalmamakta; aynı zamanda, Peygamber Efendimiz (sav)’in yaşadığı gibi, bu iyimserlik açıkça görülecek ve böylece yol boyunca karşılaştığımız diğer insanların kalplerini ve zihinlerini kazanmamıza sebep olmaktadır. Cabir Bin Abdullah,  rivayet ettiği bir hadiste şöyle der:

“Peygamber Efendimiz (sav)’in vefatından üç gün önce, O’nun, ‘Hiç biriniz Allahu Teala’ya hüsn-ü zan etmeden ölmesin’ dediğini duydum.”[49]


[1]Berezow, Alex. Amerikalıların yalnızca %6’sı dünyanın ilerlediğine inanıyor. Amerika Bilim ve Sağık konseyi, 3 Temmuz 2016, 15 Şubat 2017 de incelendi.

[2]Rothman, Lily.  Amerikalılar neden alışılmışın üstünde korkuyorlar? Time gazetesi, 6 Ocak 2016, 15 Şubat 2017 de incelendi http://time.com/4158007/american-fear-history/

[3]Gates, Carrie. Notre Dame and Cornell üniverwitesi ümit ve iyimserlik araştırmaları için 3.8 milyon dolar burs tahsis etmiştir. 23 Nisan 2017, 15 Şubat 2017 de incelendi .  http://news.nd.edu/news/notre-dame-and-cornell-awarded-3-8-million-to-study-hope-and-optimism/

[4]Phillips, Betty W. İyimserlik ve mutluluk, Phillips, Betty W. Psikoloji alanında doktora tesi, 5 Şubat 2017, 15 Şubat 2017 de incelendi .

[5]Mary Bowerman. Amerikalıların en çok korktukları şeyleri açıklayan istatistik. USA Today. 12 Ekim, 15 Şubat 2017 de incelendi.  http://www.usatoday.com/story/news/nation-now/2016/10/12/survey-top-10-things-americans-fear-most/91934874/

[6]Tirmizi, Menakıb kitabı, İngilizce baskısı. Birinci cilt 46. Kitap. Hadis no:3641 https://sunnah.com/urn/635120

[7]Tirmizi, Menakıb kitabı, İngilizce baskısı. Birinci cilt 46. Kitap. Hadis no:3641 https://sunnah.com/urn/6351204002

[10]İbn .Kesiz tefsiri, Allahtan ve allah’ın izin verdiklerinden başka kimse bir şeyi helal veya haram kılamaz. http://www.qtafsir.com/index.php؟option=com_content&task=view&id=2613&Itemid=65

[13]Albrecht, Karl, Ph.D. sadece 5 korkuyu paylaşıyoruz. 22 Mart 2012. 15 Şubat 2017 de incelendi .  https://www.psychologytoday.com/blog/brainsnacks/201203/the-only-5-fears-we-all-share

[14]El-edeb’ül Müfred kitabı, İngilizce kaynak. Kitap no: 55 Hadis no: 1258 https://sunnah.com/urn/2212440

[16]Süneni Ebu Davud. Savaşlar kitabı, Hadis no: 4297 https://sunnah.com/abudawud/39/7

[17]Tirmizi, Dua. Hadis no: 3479 https://sunnah.com/tirmidhi/48/110

[20]Mubārakpūrī,Safiyyurrahman , El-Rahihul makhtum. Siyer kitabı. Darusselam, 2002.syf: 163-165 ve 522-524

[26]Philips, Abu Ameenah Bilal. Yasin suresinin tefsiri, online İslam üniversitesi. Syf: 55

[29]Süneni ibn mace, faziletler kitabı, hadis no: 4024 https://sunnah.com/ibnmajah/36/99

[31]Habib, Semra. Amerikada İslamofobianın yayılması. uluslararası radyo 9 Eylül 2016. 15 Şubat 2017 de incelendi .  https://www.pri.org/stories/2016-09-09/muslims-america-are-keeping-and-growing-faith-even-though-haters-tell-them-not.

[34]Müslim, Zühd ve Rekaik kitabı. Hadis no:2999

[36]Tirmizi, kıyamet vasıfları babları. Vera, 4. Cüz, fasıl:11https://sunnah.com/urn/677710

[37]Elcevziyye, ibnulkayyim. İki hicret yolu syf: 180

[39]Tirmizi, Riyazussalihin. Bab:1 Hadis:486 https://sunnah.com/riyadussaliheen/1/486

[41]Medaricussalkin. 2/27-28 londra, daru tıbaati elcevziyye, 2002, syf:8

[43]Tirmizi, kıyamet vasıfları babları. Vera, 4. Cüz, fasıl:11 hadis:2516  https://sunnah.com/urn/678220

[47]Riyazussalihin dua kitabı, bab: 17 hadis:35 https://sunnah.com/riyadussaliheen/17/35

[49]Müslim, cevvet ve nimetleri vasfı. Hadis no:1877 https://sunnah.com/muslim/53/100

 

Yasal Uyarı: Bu bildiri ve makalelerde ifade edilen görüş ve düşünceler, tamamen yazarlarına aittir. Ayrıca, yazarların herhangi bir platformda ifade ettikleri kişisel görüşleri, Yaqeen Enstitüsü’nü bağlamaz. Ekibimiz her açıdan çok donanımlıdır 

yaptığımız araştırmaların kalitesini arttırmaya yardımcı olacak kesintisiz ve zenginleştirici diyaloglara izin verir.

Tüm hakları mahfuzdur. Yaqeen İslam Araştırmaları Enstitüsü’nün izni olmadan kullanılamaz.

Avatar

Roohi Tahir

Roohi Tahir has a BS with honors in Computer Engineering from Boston University and is a graduate of the BMAIS higher Bridge to Masters diploma and currently pursuing a Masters degree in Islamic Studies from the Islamic Online University. She is also the Founder and instructor of Nourish Your Soul, a platform for Islamic education.