Yaqeen Institute for Islamic Research
Infographic-Islam-and-the-Abortion-Debate-Hero-Image

İslam ve Kürtaj Tartışması

İslam, kürtaja karşı mı yoksa kürtajı destekliyor mu? Yoksa şartlara bağlı olarak, bazı durumlarda destekleyip bazı durumlarda karşı mı çıkıyor? Bu sorunun cevabının güncel politik söyleme etkileri nelerdir? Bu makalenin amacı, doğum kontrolü ve kürtaj konularındaki tartışmalara, gelişmekte olan yöntemlere ve şartlara uygun olarak, klasik ve çağdaş müslüman hukukçuların konuyu nasıl ele aldığına dair kapsamlı bir bakış açısı sunmaktır.

İslamda Yaşamın Kutsallığı

Vahyedilen bütün kutsal kitaplar gibi, Kuran-ı Kerim de insan hayatını net bir şekilde kutsal kabul etmektedir. Yaşı veya dini tercihi ne olursa olsun, masum bir insanı öldürmek en sert bir dille kınanmıştır: ”Allah’ın mutlak koruma altına aldığı ve katlini haram kıldığı cana, hukuken hak etmiş olma dışında asla kıymayın. İşte, akleder (de İslâm’a girip, Allah’ın ahkâmına uygun bir hayat sürersiniz) diye Allah size bunları emrediyor”. (En’am 6/ 151)

Meşhur bir hadis-i şerifte Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in şöyle dediği rivayet edilmektedir: ”Kıyamet gününde) insanlar arasında verilecek ilk hüküm, kan davaları hakkındadır.”[1]

İslam, çocuk sahibi olmayı ve onların doğru birer insan olmaları için dua etmeyi bir ibadet olarak kabul etmektedir. Kur’an-ı Kerim’de bu konu ile ilgili pek çok dua ayeti mevcuttur:

(Ve İbrahim şöyle dua etti:) “Rabbim, bana salihlerden olacak bir çocuk nasip buyur!”

(Saffat 37/ 100)

(Zekeriyya) şöyle demişti: “Rabbim, kemiklerim zayıflayıp inceldi; başım, ihtiyarlıktan beyaz alevler gibi tutuştu; ve ben Rabbim, Sana hangi konuda dua etmişsem hiç mahrum ve bedbaht olmadım. Doğrusu, arkamdan bana mirasçı olacak yakınlarımdan ötürü endişeliyim. Karım da kısırdır. Ne olur, bana lütf u kereminden bir yakın (bir oğul) nasip et. Bana mirasçı olduğu gibi, Yakup Ailesi ’ne de mirasçı olsun. Ve Rabbim, O’nu kendisinden razı olacağın bir kul eyle.”

(Meryem 19/ 4-6)

Şefkat Peygamberi (aleyhissalatu vesselam) Efendimiz, kız çocuklarının diri diri toprağa gömülerek öldürülmesini yasaklayarak, cahiliye devrinde çok yaygınlaşan bu adeti ortadan kaldırmış ve ümmetine şu ayeti tebliğ etmiştir:

Diri diri gömülen kız çocuğuna sorulduğu zaman, Hangi suçtan dolaylı öldürüldüğü…

(Tekvir 81/ 8-9)

Kur’ân, yoksulluk korkusuyla kendi çocuklarını öldürenlerden de şu şekilde bahsetmektedir:

De ki: “Gelin, Rabbinizin size neleri haram ettiğini okuyup açıklayayım: Her şeyden önce, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Annebabanın (hukukuna riayetsizlikte bulunmak şöyle dursun,) onlara her zaman iyilikte bulunun ve Allah’ın her yaptığınızı gördüğünün şuuru içinde iyi davranın. Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı (anne karnında da, doğduktan sonra da) öldürmeyin. Sizi Biz rızıklandırdığımız gibi, onları da rızıklandıran ve rızıklandıracak olan Biziz. Gizlisiyle açığıyla (zina, eşcinsellik ve namuslu kadınlara iftira gibi) bütün yüz kızartıcı çirkin fiillere yaklaşmayın (sizi bu fiillere götürecek sebeplerden de uzak durun). Allah’ın mutlak koruma altına aldığı ve katlini haram kıldığı cana, hukuken hak etmiş olma dışında asla kıymayın. İşte, akleder (de İslâm’a girip, Allah’ın ahkâmına uygun bir hayat sürersiniz) diye Allah size bunları emrediyor.

(En’am 6/ 151)

Doğum Kontrolü

İslam dini, insan hayatını kutsal kabul etmiş, çocukları öldürmeyi yasaklamış ve insanları meşru yollarla çocuk sahibi olmaya teşvik etmiş olsa da, insanların kendi özel durumlarını dikkate almaksızın, herkesi çocuk sahibi olmaya zorlamanın uygulanabilir olmadığını kabul etmektedir. Başka bir deyişle, İslam’a göre, imkanı olanların çocuk sahibi olması bir nimettir; ancak şartlar her zaman bunu mümkün kılamayabilir. İslam fıkhına dair temel kitaplarda, bu konu bağlamında, bir kadının sağlığının gebeliği sürdürmeye elverişli olup olmaması veya bir kocanın, ne kadar süreceği belli olmayan bir zaman aralığında karısından uzakta yaşaması gibi durumlar üzerinde çok fazla analiz, inceleme ve araştırma yapılmıştır. Mütekaddimun ve müteahhirun fıkıhçıların büyük çoğunluğu (cumhur), bireylerin çocuk sahibi olmayı geçici olarak ertelemesine müsaede edildiğini kabul etmişlerdir. Ancak, toplumda, çocuk sahibi olma ile ilgili yukarıda ifade edilen teşviki geçersiz hale getirebilecek genel bir düşünce ve davranışı asla kabul etmezler.

Bu izin, (Peygamber sallallah aleyhi vesellem) Efendimiz’in, ondan fazla sahabiye çok farklı zamanlarda, kadının hamile kalmasını engelleyen ”azl” (meniyi dışarıya akıtma) veya hiç boşalmadan geri çekilme uygulamalarına izin vermesiyle ilgili rivayetlerden anlaşılmaktadır.[2] Bu uygulama ile ilgili en meşhur hadisi rivayet eden Hz. Cabir bin Abdullah (ra) şöyle demiştir:

“Biz Resulullah (sav) devrinde, Kur’an inerken azil yapıyorduk. Eğer ondan bir şey yasak edilecek olsa bizi Kur’an nehyederdi.”[3]

Azile müseade edilmiş olsa da, bu uygulama için belirli şartlar konulmuştur. Bu şartlardan bazıları üzerinde ihtilaf edilmiştir.[4] Ancak üzerinde en çok icma bulunan şart, eşlerin bu konuda anlaşmaları gerektiğidir. Çünkü evlenirken karı kocanın genel düşüncesi çocuk sahibi olmaktır ve bu konuda karı koca eşit haklara sahiptir. Selef-i salihin efendilerimiz, karı koca arasında bu konuda mutabakat olması gerektiğini söylemişlerdir. Çünkü cinsel tatmin evlilikte karı kocanın eşit miktarda sahip oldukları bir haktır. Erkek azil yaptığında kadın cinsel olarak tatmin olamayabilir. Günümüzde, birçok İslam hukukçusu, güvenli doğum kontrol haplarının, özellikle de döllenmeyi önleyen uygulamaların, şartlara riayet edildiğinde, özellikle de biçimsel şartlara riayet edildiğinde, İslam’ın izin verdiği azil uygulamasına benzediğini düşünmektedirler. Bazı hukukçular, prezervatif ve RİA (rahim içine yerleştirilen cihaz) gibi gebeliği önleyen özel yöntemleri, kadın sağlığı üzerinde daha olumsuz yan etkilere sahip olan, ağızdan alınan bazı doğum kontrol hapları veya döllenmeden sonraki müdehaleler gibi diğer doğum kontrol yöntemlerinden daha iyi bir alternatif olarak tercih etmekte ve önermektedirler.[5] Döllenmeden sonra yapılan müdehaleler, döllemeden hemen sonra veya zigotun rahim duvarına tutunmasından önce bile yapılmış olsa da, mesele bazı fıkıhçılara göre  artık ihtilaflı hale gelmiş demektir. Bazı alimler ise bunu, yani gebeliğin bu şekilde engellenmesini, gayrımeşru bir uygulama kabul etmişlerdir.[6]

Kürtaj

Geçmişten günümüze İslam hukukçularının çoğu, ceninin oluşmasını, insan hayatının başlangıcı olarak kabul etmişlerdir. Rahim, müstakil bir insanın ruhunu taşıyan hassas bir gemi olarak algılanmaktadır. Dolayısıyla korunmayı ve dikkatle muamele görmeyi hak eder. Bu konu ile ilgili bir ayet-i kerimede şöyle buyrulur:

Boşanmış kadınlar, kendilerini tutup üç âdet (süresi) beklerler. Eğer Allah’a ve Âhiret Günü’ne inanıyorlarsa, rahimlerinde Allah’ın yarattığını (hayz halini veya hamileliği) gizlemeleri kendilerine helâl olmaz. Bu süre içinde kocaları şayet barışmak isterlerse, onları tekrar almaya başkalarından daha çok hak sahibidirler. Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde Allah’ın koyduğu fıtrat kanunları ve toplum tarafından Din’e zıt olmamak üzere kabul edilmiş örf çerçevesinde yerine getirilmesi gereken hakları vardır. Bununla birlikte erkekler, (vazife ve sorumluluklarına mukabil) kadınlar üzerinde fazladan bir derece sahibidirler. Allah, izzet ve ululuk sahibi, her işte üstün ve mutlak galiptir; her hüküm ve icraatında pek çok hikmetler bulunandır.

(Bakara 2/ 228)

Rahimle oluşturulan bağlar kutsal olduğu gibi, rahmin kendisi de kutsaldır. Bir kudsi hadiste Rasullullah (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz, Allah’ın şöyle dediğini rivayet eder:

Ben Rahman”ım, o (akrabalık bağlarının adı) da rahimdir. Ona kendi ismimden türeyen bir isim verdim. Onunla irtibatını koparmayanla ben de irtibatımı koparmam. Onunla irtibatını kesenle ben de irtibatımı keserim.” [7]

Bununla birlikte, ABD’de gebeliğin başlangıcı ile ilgili güncel semantik tartışmalara benzer bir şekilde, fıkıhçılar da net olarak belirlenmiş sınırın çizilmesi gereken aşamayı, uzun zamandan beri tartışmaktadırlar. Kürtajla alakalı tartışılan asıl mesele, hayatın ne zaman başladığı meselesidir. Aşağıdaki paragraflarda, geriye dönük olarak, dört büyük mezhebin ya da İslam hukuk ekollerinin bu konuya bakış açıları incelenecektir.

Bütün mezhebler ve bütün fakihler, döllenme işleminden 120 gün[8] sonra ruhun cenine yerleştirildiği konusunda icma etmişlerdir. Bu icmanın sebebi, döllenme işleminden 120 gün sonra meleğin cenine ruh üflediğine dair Peygember (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz’den rivayet edilen bir hadistir. Bununla birlikte, islam alimleri ruh üflemeyi zigotun oluşumuyla (yani yaratılmasıyla) aynı kabul etmezler. Onüçüncü yüzyıl alimlerinden İbn-i Zemlakâni (ö. 727 H) (rahmetullahi aleyh) gibi bazı fıkıhçılar, rivayet edilen bazı hadis-i şeriflere göre, döllenmenin 40 veya 42. günü[9] (gebe kalmadan önceki adetin başlangıcının 54 veya 56. günü) embriyonun yaratılışının tamamlandığını savunmuşlardır.  Ruh, kendisini kabul etmeye elverişli bir bedene yerleşir. Tıpkı, elverişsiz hale geldiğinde onu terkedeceği gibi… Allahu Teala Kur’â-ı Kerim’de şöyle buyurur:

Gerçek şu ki, Biz insanı (başlangıçta) süzme bir çamurdan (ve müteakiben her bir insanı da, yağmurlarla ekime hazır hale gelmiş toprakta bulunan ve onda yetişip, gıda olarak babaların ve annelerin vücuduna giren madenî, nebatî ve hayvanî unsurlardan) yarattık. Sonra onu, (anneden ve babadan gelen) birkaç damla sıvı, bir tohum halinde sağlam bir yere yerleştirdik. Sonra da, o tohumu rahim duvarına yapışan yapışkan bir madde yaptık. Ardından, bu yapışkan maddeyi bir çiğnem et gibi görünen bir cisme dönüştürdük; bunu müteakiben, bu bir çiğnem et görünümündeki cismi kemikler haline getirdik; derken bu kemiklere et giydirdik. Nihayet onu, (kendisine ruh üfleyerek) bir başka yaratılışta ortaya çıkardık. O eşsiz, emsalsiz en güzel yaratıcı olan Allah ne yücedir, bütün nimet ve bereketlerin asıl kaynağıdır!

(Mü’minun 23/ 12-14)

Arapçada aşamalı olarak ardışıklık ifade eden sümme (sonra) kelimesi, yukarıdaki ayetlerde, embriyonun yaratılış ve gelişim aşamaları ile “başka bir yaratılış haline dönüşme” arasında ayrım yapmak için kullanılmıştır. Bu, Hz. Ali’den (radıyallahu anh) rivayet edilmiştir ve bunun, genel olarak ruh üfleme safhasına bir gönderme olduğuna inanılmaktadır.[10] Buna ek olarak, yukarıdaki ayette, kemiklerin oluşumu ve bunların etle kaplanmasının; gelişimin ilk aşamaları ile ruh üflemeye gönderme arasında olduğu belirtilir.

O andan itibaren hamileliğin sonlandırılması kesin olarak yasaklanmıştır. Çünkü embriyo artık tamamen şekillenerek diğer insanlar gibi yaşama hakkına sahip bir canlı haline gelmiştir. İslami kavramlarla ifade etmek gerekirse, bu aşamadan sonra hamileliği sonlandırmak cinayet kabul edilir. Sadece, hamileliği devam ettirmenin anne sağlığına zarar vereceği tıbben belirlenmiş durumlarda kürtaja cevaz verilmiştir. 120 günden sonra hamilelik sadece bu gerekçeyle sonlandırılabilir. Bunun arkasındaki temel mantık, İslam hukukunda üzerinde mutabakata varılan bir hukuki kaidedir: ”Şek ile, yakin zail olmaz.” Başka bir deyişle, muhtemel bir hayat (bebeğin hayatı), var ve sabit bir hayatı (annenin hayatını) tehdit etmemelidir. Her ikisi de teknik olarak hayatta olmasına rağmen, annenin hayatı sabit ve kesin, ceninin hayatta kalması nispeten daha şüpheli olduğu için, annenin hayatı daha önemli ve öncelikli olarak kabul edilir. Dolayısıyla, kesin bilgi, şüpheye tercih edilir ve daha büyük zarardan kurtulmak için daha az zarara razı olunur. Fıkıhçılar, bu görüşü desteklemek için başka bir gerekçe daha ileri sürmektedirler: Anne, bebeğin köküdür. Bu nedenle, eşit derecede hayatta kalma imkanları varsa, cenin onun bir parçası olduğu ve kendisine bağımlı olduğu sürece, dalı kurtarmak için kökü kesemezsiniz. Seçim yapmak zorunda kaldığımızda, kökü kurtarmak için dalı kesmemiz gerekmektedir.

Dört mezheb, gebeliğin 40. ve 120. günü ile ilgili meselelerde kendi içlerinde bile icma edememiştir. Bu nedenle her mezheb içindeki en çok benimsenen görüşleri izah edeceğiz. Geleneksel olarak bu konuda en katı olanlar malikilerdir. Doğum kontrol vesilesi olarak her türlü tekniğe, içki içmeye karşı çıktıkları gibi karşı çıkıyorlardı. Hatta bazıları, cinsel ilişkiden sonra meniyi dışarı atmaya çalışmaya bile karşı çıkmışlardır. Hanefilerin çoğuna göre, gebeliğin 120. gününe kadar kürtaja yaptırmak caiz kabul edilmiştir. Hatta bazı hanefi alimlere göre, kocanın izni olmasa bile kadın kürtaj yaptırma hakkına sahiptir.[11] Günümüzde birçok çağdaş fıkıh kurulu, hanbeli mezhebinin görüşünü benimsemektedir: Kürtaja 40. güne kadar izin verilir. Tecavüz vakaları veya doğumdan sonraki hayatı aşırı güçleştirecek cenin bozukluğu gibi bir problemin mevcut olması halinde 120. güne kadar müseade edilir.

Cumhur ulema, döllenmeden sonraki ilk 40 gün boyunca, iki eşin de rızası varsa, özellikle de (tecavüz veya çocuk yetiştirme konusunda bedeni veya psikolojik bir yetersizlik benzeri) meşruiyetinde şüphe bulunmayan kesin bir sebep mevcutsa kürtaja cevaz vermektedir. Alimlerin çoğunluğu, azil meselesinde olduğu gibi, fakirlik korkusunu bir gerekçe olarak kabul etmemişlerdir. Malikiler kürtaja tamamen karşıdırlar. Maliki fakihlerden İmam İbn-i Cüzzey (ö. 741 H) şöyle der: “Rahim, meni ile temasa geçtikten sonra, hiçbir müdehaleye izin verilemeyen safhaya geçilmiş demektir. Ceninin azaları oluşmaya başladığında haramlık daha da artar. Cenine ruh üflendiğinde daha da artar. Bu son durumda, organize bir şekilde cinayet işlenmiş olur.”[12]

Birçok muasır İslam alimi, 40 günden önce kürtaj düşünenlere dini nasihatlerde bulunurlar. Bu nasihatlerde, eğer anne veya zigot için herhangi bir tehlike mevzubahis değil ise, hamileliğin devamı tavsiye edilir. Ama, kürtaj yapmak isteyenler için tercih hakkı bırakılmaktadır. Hatem el-Hacc’a göre, “Gebeliğin 40. gününe kadar, her iki ebeveynin de karşılıklı rızasıyla kürtaj yapılmasına, kadının çocuğu yetiştirememe korkusu gibi meşru bir nedenle izin verilmektedir. Ancak şunu da ifade edelim ki, bundan kaçınmak her zaman tavsiye edilir. Eğer mü’minler, Allah’a tevekkül edip O’nun yardımına müracaat ederlerse, Allah onları yardımsız bırakmayacaktır. Belki de bu embriyo, bir gün o anne ve babanın en sevgili çocuğu haline gelebilir.”[13]

Diğer Dini Gruplarla Mukayese

Bu konuda İslam hukuk mezhebleri arasında farklı görüşler olduğu gibi, bu konu ile ilgili tartışmalar etrafındaki önemli unsurlar hakkında, diğer dini gruplar arasında da birbirinden çok farklı görüşler bulunmaktadır. Bu konudaki en katı görüş katoliklere aittir. Papa Francis meşhur bir konuşmasında şöyle demiştir: “Kürtaj sebebiyle gün ışığı görmeyecek çocuklar olduğunu düşünmek bile korkunç.”[14] Francis’den önce Papa 2. John Paul hayatın gebelikten itibaren kutsal olduğunu anlatan Evangelium Vitae (Yaşam İncili) adlı bir eseri kaleme almıştır.[15] Herşeye rağmen, yüzyıllar önce katolikler bile bu konuda bazı ihtilaflara düşmüşlerdir. 1869 yılına kadar Kilise, hamileliğin 40. gününden önce çeşitli ihtiyaçlara binaen kürtaja izin veren İslam hukukçuları ile benzer bir görüşe sahip idi.[16] Ayrıca, her durumda annenin hayatını önceleyen İslami perspektifin tam aksine; kilise, ceninin yaşamını annenin yaşamına tercih etmektedir. Kilisenin bu tercihinin temelinde şu düşünce yatmaktadır: Anne, zaten vaftiz edilmiş ve kurtuluşunu garantilemiştir. Ancak, çocuğa henüz böyle bir fırsat verilmemiştir.[17] Birleşik Methodist Kilise, “Annenin ve doğmamış çocuğun yaşamının ve refahının kutsallığına eşit derecede saygılı” olduğunu söylemektedir.[18] Lutheranlar ve Evanjelikler, annenin ölümünü engelleme veya tecavüz ve ensest benzeri vakalar haricindeki her meselede, kürtajı genellikle ahlaka aykırı kabul etmektedirler.[19] ”Kürtaja karşı olan güçlü muhalefetle, mevcut herhangi bir alternatiften ahlaki açıdan daha tercih edilebilir -sınırları kesin olarak belirlenmiş- durumlar olabileceği ihtimalini kabullenmeyi uzlaştıran” İngiltere Kilisesi’nin genel tutumu da bu şekildedir.[20]

İslam hukukçuları tarafından belirlenen zaman takvimi, protestanların kürtaja karşı muhalefetinde genellikle bulunmaz ve istisnalara imkan sağlayabilecek olağanüstü şartlara ve durumlara vurgu yapılmaz. Kürtaja ve doğum kontrolüne karşı olan birçok kilise, “doğum kontrolünün öncelikli vesilesi”[21] olarak veya “kişisel veya toplumsal rahatlık”[22] için kürtaja başvurulmasının ahlaksızlığına odaklanır. İslam alimleri genellikle gebelik önleyici mekanizma ve uygulamalara itiraz etmeksizin aynı endişeleri paylaşırlar.

Amerikan Baptist Kiliseleri kürtajı kınamasına rağmen, mevzuat konusunda kürtaja karşı sert bir tutum almamaktadırlar. Bunun yerine, takipçilerine kürtaj kararı almadan önce dua ederek ve vicdanlarına başvurarak değerlendirme yapmalarını teşvik etmeyi tercih ederler.[23] Presbiteryenler ise, genel olarak kürtajı reddetmekle birlikte, bunun ”yasalarla sınırlandırılabilecek” bir karar değil, ailelere bırakılacak özel bir karar olarak görürler.[24]

Yahudilere ait geleneksel kitaplar, müslüman hukukçular arasında da cereyan eden birçok klasik tartışmayı içermektedir. Reformist ve muhafazakar Yahudi hareketleri kürtaj hakkını açıkça savunuyor olsa da, Ortodoks Yahudiler, olağanüstü durumlar dışında kürtaja karşı gelme konusunda ciddi bir şekilde bölünmüş durumdadırlar.[25] Müslüman hukukçular gibi, Ortodoks Yahudiler de yoksulluk korkusu veya çocuğun hayatını tehdit eden tıbbi sorunlar olabileceği korkusu gibi gerekçelerden kaynaklanan kürtaj taleplerini şiddetle reddetmektedirler. Ancak, ana tartışma konusu, annenin hayatına yönelik herhangi bir tehdidin kuralın tek istisnası olup olmadığı ile ilgilidir. Gebelik hangi aşamaya gelmiş olursa olsun, müslümanlar gibi yahudiler de her zaman annenin hayatına ceninin hayatından daha fazla değer vermektedirler. Son olarak, Ortodoks hahamlar da genellikle, klasik tartışmalarda sıkça yer alan döllenme tarihinden sonraki ilk 40 günü, istisnaların uygulanabileceği gebelik süresi olarak kabul etmektedirler.[26] 4 aylık hamileliğin ardından başlayan yasaklama evresi, bu yasağı Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem)’den rivayet edilen, meleklerin cenine ruh üflediği zamandan bahseden, meşhur bir hadise dayandıran İslam alimlerinin görüşüne çok benzemektedir.

Reel Hakikatler ve Ahlaki İlkeler

Planned Parenthood (Planlı Ebeveynlik) adlı NGO kuruluşunun avukatlarının belirttiğine göre, verdikleri hizmetler, temel olarak düşük gelirli ve sigortasızlar kişilerin doğum kontrol haplarına ve cinsel sağlık hizmetlerine erişimini sağlamaktır.[27] Planned Parenthood’un kürtaj bakım hizmetleri, 2009 yılındaki tıbbi hizmetlerin sadece yüzde 3’ünü oluşturmaktaydı. (Toplam 11.4 milyon hizmetten 332.000 adet kürtaj).[28] İstatistiklere gerek kalmadan net olarak şunu söyleyebiliriz: Gebelik önlemlerine erişimin kolaylaşması, doğal olarak, istenmeyen gebelik ihtiyacını azaltır ve bu da kürtajı arttırır. İslam hukuku alimleri, her zaman, var olan problemleri çözmek yerine problemlerin oluşmasını önlemenin evleviyetine işaret etmektedirler (sedd-i zerai prensibi). Bu prensip, marjinalize edilen insanları orantısız bir şekilde acı verici kararlara iten eşitsizlikleri değiştirmeyi içerdiği gibi, toplumun etik ahlakını değiştirmeyi de içerir.

Evanjelikler ve katoliklerden farklı olan Amerika’lı baptistler, kürtajı ilgilendiren yasama tartışmaları hakkında resmi bir tavır takınmamakla birlikte, hâlâ “her yıl çok sayıda kürtaja katkıda bulunan sorumsuz cinsel davranış ve şiddet eylemlerini” kınamanın önemi hakkında konuşmalar yapmaktadırlar.[29] Yine de, Planned Parenthood merkezleri ve kürtaj kliniklerine yapılan saldırıları net olarak kınamakta ve zor şartlarda görev yapanların üzüntüsünü ve kederini de anlamaktadırlar. Mahrumiyet ve cinsel etik meseleleri, makalenin kapsamı dışında olsa da, onların da bu tartışmada etkisi bulunmaktadır.

Sonuç

İslam ahlak anlayışında yaşam kutsaldır ve bu nedenle de aziz kabul edilmeli ve teşvik edilmelidir. Çocuk sahibi olmak, eşler arasındaki ortak ve eşit bir haktır ve bu nedenle, eşlerin hiçbiri, haklı bir gerekçe olmaksızın, öncesinde veya sonrasnda bu haktan mahrum bırakılmamalıdır. Güvenli metotlar tercih edilmesi şartıyla doğum kontrolü caizdir. Kadının yumurtası döllendikten sonra, her iki ebeveynin de karşılıklı mutabakatı olmadan gebeliği sona erdirmek caiz değildir. Cenin, 40. güne ulaştıktan sonra, İslam hukuku açısından meşru ve acil bir ihtiyaç olmadıkça, alimlerin çoğunluğuna göre artık kürtaj yapılamaz. Cenin 120. güne ulaştığında, annenin hayatını kurtarmak haricindeki hiçbir sebepten ötürü gebeliğin sonlandırılmasının caiz olmadığı hususunda bütün alimler icma etmişlerdir. Aksi takdirde yasa dışı bir kürtaj yapılmış ve ruh taşıyan doğmamış bir insan öldürülmüş demektir. Alimler ayrıca, ceninin ölümü durumunda gebelik gün sayısı kaç olursa olsun kürtajı caiz kabul ederler. Çünkü, bu aşamadan sonra artık ruhun var olduğuna inanılmamaktadır.

Son olarak, yukarıda zikredilen “geçerli sebep” ve “acil ihtiyaç” gibi pek çok konu, geleneksel olarak en iyi kalitede uzman olan âlimler tarafından belirlenmiştir. Bu terimler arasındaki farklar çok ince ve çok azdır. Dolayısıyla herhangi bir kimse, ihtiyaç veya geçerli bir sebep zannettiği herhangi bir hevesini gerçekleştirmek için, bu terimleri işine geldiği gibi yorumlayıp, istediği gibi kullanma hakkına sahip değildir. Bu nedenle, bir kürtajın ne zaman haklı olabileceğini belirlemek için islami ilimlerde uzman bir alime, her zaman vak’a özelinde danışılmalıdır. İslam alimlerinin görevi, karı veya kocanın niteliklerine göre, her bir kişinin kendine has durumunun düşüncelerine göre uyarlanmış İslam hukukuna dayalı bir uzman görüşü sağlamaktır. Bu, bir hüküm (kaide) ile bir fetva (özel izin) arasındaki ayrımdır.

Bu konu etrafındaki siyasi söylemlere gelince… Doğum kontrolü ve kürtajın mutlak bir şekilde kesin olarak yasaklanması veya kürtajın annenin engellenemez bir hakkı olduğu düşüncelerini kabul etmiyoruz. Allah’ın yarattığı tüm insanlar ve diğer mahluklar, kendilerine Allah tarafından verilmiş olan haklara sahiptirler. Mümkün mertebe, bu hakların tümü korunmalıdır. Hakların çatıştığı durumlarda, öncelikler Kur’an ve Sünnet perspektifine göre belirlenir.    Müslümanlar, yukarıda bahsedilen özellikleri dikkate alan konuların kapsamlı bir şekilde anlaşılması için gayret göstermelidirler.

 


[1]Buhari, Diyât, 1

[2]Bakınız: Zadü’l- Meâd, Yedinci Baskı, Risale Yayınları, Beyrut, Lübnan, 1985, c.5, s.142-145,

[3]Buhari, Nikah, 97; Müslim, Nikah, 164.

[4]Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem), azil ile ilgili bir hadis-i şerifte, azilden “gizli bir çocuk cinayeti” olarak bahsettiği için, bazı fıkıhçılar, yoksulluk korkusu nedeniyle azil yapılmaması gerektiğini savunmuşlardır. Çünkü bu, cahiliye araplarındaki kız çocuklarını öldürme adetinin temel sebebiydi. Diğer fıkıhçılar, azle izen veren rivayetlerle bu rivayeti tevil etmiş ve şöyle demişlerdir: Bu rivayet azli yasaklamamakta, sadece insanları azilden caydırmaya çalışmaktadır. Çünkü azil, çocukların nimet olma özelliğini üstü kapalı olarak hafife almak demektir.

[5]Birçok hekim yeni IUD’lar ile döllenme oranının geçmişe oranla çok daha düşük olduğuna ve dolayısıyla aşılama tartışmalarını engellemenin bu yöntemle ilgisiz hale geldiğine inanmaktadır.

[6]1960’lı yıllarda, Amerikan Doğum ve Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, döllenmeyi gebeliğin başlangıcı kabul eden önceki genel görüşlerin aksine, zigotun rahimde aşılanmasının tamamlanmasını, gebeliğin başlangıcı olarak yeniden tanımladı. Döllenme ve aşılanma arasında yaklaşık iki haftalık bir süre bulunmaktadır ve terminolojinin yeniden tanımlanması bugün bu konuyu ilgilendiren yasal tartışmalarda yer almaktadır. Yeni tanımlamayı kabul edenler için, aşılanmanın engellenmesi gebeliği önleme anlamına gelirken, diğerleri aşılamanın engellenmesini canlı bir varlığın öldürülmesi olarak kabul etmektedirler.

[7]Ebu Davud, Zekat, 46; Tirmizi, Birr ve Sıla, 9; Ahmed b. Hanbel, I/194; Ibn-i Hibban, 2033, Buhari, el-Edebu’l- Müfred, 53.

[8]Doktorlar gebeliğin yaşını, kabaca gebeliğin iki hafta öncesinden hesaplarlar. Bu nedenle, gebeliğin doktorlara göre 134. günü, İslami kaideler açısından 120. gün kabul edilir.

[9]Bakınız: İbn-i Zemlekânî, el-Burhanu’l- Kâşif, s.275.

[10]Bakınız: Tefsir-i İbn-i Kesîr, Mu’minun Suresi (23) 14. ayetin tefsiri.

[11]Akademisyenler icma ile, bir kadının çocuk sahibi olma hakkı bulunduğunu kabul ederler ve bu nedenle de kadının, hamileliğini sona erdirmeye zorlanamayacağını söylerler. Alimlerin çoğunluğu, kocanın da aynı haklara sahip olduğunu kabul ederler ve bu nedenle de kadın, geçerli bir sebep olmaksızın kürtaj yaptıramaz. Bakınız: el-Kâsânî, Bedâiu’s- Sanâi’, c.2, s.334; el-Bâcî, el-Muntaqâ Şerhi’l- Muvattâ, c.4, s.134; İbn-i Hacer, Fethu’l- Bârî, c.9, s.308; İbn-i Hubeyra, el-İfsâh, c.2, s.141.

[12]İbn-i Cuzzey, el-Kavânîni’l- Fıkhıyye, s.141.

[13]Aile Sorunlarından Dolayısıyla Kürtaj (www.drhatemalhaj.com adresinden alıntılanmıştır).

[14]Papa Francis kürtaj ‘terörünü’ kınıyor. (14 Ocak 2014). 10 Şubat 2017 tarihinde http://www.bbc.co.uk/news/world-europe-25723422 adresinden alıntılanmıştır.

[16]Johnstone, Brian V., Mart 2005, Early Abortion: Venial or Mortal Sin? Irish Theological Quarterly, s.70.

[17]Aynı yer.

[18]Communications, U. M., Social Principles: The Nurturing Community, 10 Şubat 2017 tarihinde,  http://www.umc.org/what-we-believe/the-nurturing-community adresinden alıntıanmıştır.

[19]Life Library – Abortion, Retrie10 Şubat 2017 tarihinde, http://www.lcms.org/page.aspx?pid=849 adresinden alıntılamıştır.

[20]A Christian presence in every community, 12 Şubat 2017 tarihinde https://www.churchofengland.org/our-views/medical-ethics-health-social-care-policy/abortion.asp adresinden alıntılanmıştır.

[21]American Baptist Resolution Concerning Abortion And Ministry In The Local Church, 12/87, Erişim adresi: http://www.abc-usa.org/wp-content/uploads/2012/06/Abortion-and-Ministry-in-the-Local-Church.pdf

[23]American Baptist Resolution Concerning Abortion And Ministry In The Local Church, 12/87, Erişim adresi: http://www.abc-usa.org/wp-content/uploads/2012/06/Abortion-and-Ministry-in-the-Local-Church.pdf

[24]23, 2. F.,5 Nisan 2016, Abortion Issues, 4 Şubat 2017 tarihinde, http://www.presbyterianmission.org/blog/abortion-issues-2/ adresinden alıntılanmıştır.

[25]What Do Orthodox Jews Think About Abortion and Why?, 25 Ağustos 2000, Erişim tarihi: 17 Ocak 2017, Erişim adresi: http://www.slate.com/articles/news_and_politics/culturebox/2000/08/what_do_orthodox_jews_think_about_abortion_and_why.html

[26]Aynı yer.

[27]Coleman, C., 15 Ocak 2011, Five myths about Planned Parenthood, 17 Aralık 2016 tarihinde, https://www.washingtonpost.com/opinions/five-myths-about-planned-parenthood/2011/04/14/AFogj1iD_story.html?utm_term=.2a68350e3ad8 adresinden alıntılanmıştır.

[28]Aynı yer.

[29]American Baptist Resolution Concerning Abortion And Ministry In The Local Church, 12/87, Erişim adresi: http://www.abc-usa.org/wp-content/uploads/2012/06/Abortion-and-Ministry-in-the-Local-Church.pdf

Avatar

Omar Suleiman

Imam Omar Suleiman is the Founder and President of the Yaqeen Institute for Islamic Research, and an Adjunct Professor of Islamic Studies in the Graduate Liberal Studies Program at SMU (Southern Methodist University). He is also the Resident Scholar at Valley Ranch Islamic Center and Co-Chair Emeritus of Faith Forward Dallas at Thanks-Giving Square.