Doktorlar, İmamlar ve Vesevese Kahriye

Infographic-Clinicians-Imams-and-the-Whisperings-of-Satan-Hero-Image

Yaqeen Institute

View all posts

Giriş

Arapça’da “zorlayıcı fısıltılar” anlamına gelen vesvese kahriye, müslüman bireylerde görülen karmaşık bir akıl sağlığı problemidir. Obsesif (takıntı)- kompulsif (zorlantı) bozukluğu (OKB) hastalığının bir türü olan vesvese kahriye; araştırma eksikliği, belirti benzerlikleri ve ruhsal hastalıkların Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) tarafından yeteri kadar bilinmemesi de dahil olmak üzere çeşitli nedenlerden dolayı, APA tarafından yayınlanan ve hastalıkların teşhisiyle ilgili bir veri tabanı olan Zihinsel Bozuklukların Teşhis ve İstatistik El Kitabı’na (DSM)[1] veya Dünya Sağlık Örgütü tarafından yayınlanan Uluslararası Hastalık Tasnifi (ICD) listesine dahil değildir. Vesvese kahriyeden muzdarip olan müslümanlar, abdest ve namaz gibi gündelik ibadetlerini eda edebilmek için gerekenden çok daha fazla zaman harcamak zorunda kalmaktadırlar. Bu takıntılar, ibadet ederken gerekenleri tam olarak yerine getirememe korkusundan ve ibadetin hakkını verip, onu mükemmel hale getirene kadar tekrarlanması gerektiği düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Mantıksız korkular ve yıpratıcı evhamlarla sürdürülen bu ibadetler, kişinin manevi beslenmesine katkıda bulunmak bir yana, hastanın hayatını zehir eden bir ızdırap kaynağı haline gelir.

Klinik literatürde skroplasti (dindarlığını yeterli görmeme sebebiyle ibadet ve ahlakla alakalı meselelerde, günlük hayattaki vazifelerini ihmal edecek derecede gereksiz ve aşırı hassasiyet) olarak bilinen, dindarlığa bağlı obsesif-kompulsif bozukluklar, tüm dinlerin müntesiplerinde bulunmaktadır.[2] Semptomları dindarlıkla karıştırılabileceği için, bu hastalığın tedavisi oldukça zordur. Vesvese, müslümanlara özgü bir hastalık değil, OKB’nin müslüman bireylerde görülen dini kimliğe bürünmüş bir formudur. Bu tür hastaların ihtiyaçlarını etkili bir şekilde karşılayabilecekleri klinik bir eğitim almadıkları ve bu tedaviye ayırabilecekleri yeterli zamanları da olmadığı halde, İslam toplumlarındaki birçok lider ve kanaat önderi, bu hastalıktan muzdarip müslüman bireylerin tedavisiyle herkesten daha çok meşgul olmuştur. Vesveseye aşina olmayan genel klinik psikologlar bile tedavide zorluk çeker, hatta takıntılı düşüncelerin ve zorlantı davranışların dini yapısını anlayamadıkları vakalarda, hastalara faydadan çok zarar verirler. Sonuç olarak, vesveseden muzdarip olan müslümanlar nereden yardım alacaklarından emin olamamaktadırlar. Yardım aradıkları zamanlarda da, bu kişiler genellikle ihtiyaç duydukları uzmanlaşmış tedaviyi elde edememektedirler. Okumakta olduğunuz bu araştırmanın amacı, diğer OKB şekillerinden farklı bir şekilde muamele edilmesi gerektiğini savunacağım bu durumdaki hastalara yardım etmek için zorunlu olan temel bilgi ve araçları, doktor ve imamlara arz ederek, devamlı olarak büyüyen İslam Psikolojisi alanına katkıda bulunmaktır. Bu makalede, öncelikle hastalığın mahiyeti tanımlanacak, daha sonra klinik tedavi seçenekleri tartışılacak ve nihayet, bu hastalığın tedavisiyle meşgul olan görevliler için bazı öneriler yapılacaktır.

Tanımlar, Tarihi Bağlam ve Tasnif

Vesvese, bilişsel uyumsuzluğa (yani çelişkili inanç, değer yargısı veya düşünceler nedeniyle zihinsel sıkıntıya) neden olan istemsiz ve davetsiz düşüncelerden meydana gelir ve kişinin manevi ve psikolojik dengesi için risk oluşturmaktadır. Batıdaki psikoloji anlayışına göre, istemsiz düşüncelerin kökeni hakkında farklı teoriler olsa da bu teorilerin çoğu, bu düşüncelerin hastanın beyninden veya vücudundan kaynaklandığını belirterek (normal çalışmayan beyin yapısı, dengesiz bağırsak florası, vb.) organik kaynaklara vurgu yapmaktadır. İslami bir perspektiften değerlendirecek olursak, vesvesenin kaynağı benliğimizin bir parçası olan nefsimiz veya şeytan gibi dış güçler olabilir.[3] Nefis kelimesi genellikle ruh terimi ile birbirinin yerine kullanılır, ancak, bu iki terimin aynı anlama gelip gelmediği konusunda alimler ihtilaf etmişlerdir: Nefis, genellikle fiziki bedenimiz bağlamında tartışılan metafizik bir varlık için kullanılırken, ruh ise fiziki bedenimiz bağlamının dışındaki metafizik varlığı ifade eder.[4] Vesvese nefisten kaynaklandığında, istemsiz düşünceler metafizikseldir ve benliğin istek ve arzularından gelmektedir.[5] Nefis vücudun bir parçası olduğu için, biyolojik ve genetik etkenler, kişinin nefsinin meyillerine ve yatkınlıklarına tesir edebilir.

İslami anlayışa göre, istemsiz düşünceler şeytandan da gelebilmektedir. Şeytandan gelen bu istemsiz düşünceler, düşüncelerin kişinin kafasının içinde yer alması nedeniyle, genellikle psikoloji ilminin incelediği düşüncelere benzer, ama bu düşüncelerin kaynağı düşman bir kaynaktır ve dahili değil, harici bir kaynaktır. Vesvese yaşayan kişi,  zihninde Şeytan’ın sesini duymaz, ama kendisini çok üzecek düşünceleri tecrübe etmek zorunda kalır.

Harici bir kaynaktan gelen istemsiz düşünceler fikrine aşina olmayan biri, ilk başta bu kavramı anlayamaz ve kafası karışabilir. Vesvesenin bu özel türünün nasıl kavramlaştırıldığını kolay bir şekilde anlayabilmek için, sağ omuzunda iyilik yapmayı tavsiye eden bir melek, sol omuzunda da kötü davranmayı telkin eden bir şeytan bulunan ve ne yapması gerektiğine dair her ikisinin de telkinlerini dinlediği için, ahlaki açıdan bir ikilem yaşayan insanı zihnimizde canlandırabiliriz. Bu örnekteki ikilem yaşayan kişi, melek tarafından iyi düşüncelerle, şeytan tarafından da kötü düşüncelerle beslenmektedir. Aslında, kişinin bu varlıkları duymadığına, bundan daha ziyade, harici etkenler tarafından tetiklense de düşüncelerin, insanın bizzat kendi içinde bulunduğuna dair gizli bir varsayım da bulunmaktadır.

İslama göre, iyi düşünceler bir melekten veya fıtrattan (yani, ruhun yaratılış itibariyle iyi olmasından) (Rum 30/ 30; Buhârî, Cenâiz 79,92) kaynaklanmaktadır. Nefsin vesvese verdiği (Kaf 50/ 16) ve şeytanın insanlara fısıldadığı fikri de İslam inanç esaslarına uygundur. (Nas 114/ 4-5; A’raf 7/ 200- 201). Şeytan bir kişiye, kişinin kendi menfaatlerine uygun olmayan bir şeyi yapması için fısıldadığında veya yararlı bir şeyler yapmak için çabalayan bir kişinin içinde, bunu yapmaması gerektiğine dair bir şüphe uyandırdığında, bu durumda, harici bir kaynaktan gelen vesvese gerçekleşmiş olur.

Tarihsel Bağlam

Şeytanın insanları aldattığı düşüncesi üç İbrahimî inanç olan Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’daki yaratılış kıssasından kaynaklanmaktadır. Yaratılış bölümüne göre, yılan Şeytan, Havva’ya yasak ağaçtan meyve yemelerini söylemiş (Yaratılış 3/ 1-3, Yeni Kral James Versiyonu), Kuran’daki anlatıya göre ise Şeytan yasak ağaca yaklaşması için Hz. Adem’e vesvese vermiştir. Kur’ân-ı Kerim özellikle vesvese kelimesini kullanmaktadır:

        ”Fakat şeytan Âdem’e vesvese verdi ve “Ey Âdem, seni sonsuzluk ağacına ve hiç son bulmayacak bir devlet ve saltanata götüreyim mi?” dedi.”[6]

Hadisenin Kuran’daki (Taha 20/ 120-123) anlatımına göre Hz. Âdem (as) ve Hz. Havva, şeytana uyarak Allah’ın emrine karşı gelince cennetten yeryüzüne indirilmiştir. Allah daha sonra onları bağışlamıştı, ama şeytanın, vesveseleriyle insanları kıyamete kadar aldatmaya çalışacağı yeryüzünde yaşamaya devam etmeleri gerekiyordu. Şeytanın aldatmacalarına kanmayıp Allah’a itaatte başarılı olanlar, Allah’ın merhameti ile cennete geri dönebilme imkanına sahip olacaklardır.

İslami gelenek içinde vesvese, hayatın bazı evrelerinde, herkesin, belli bir dereceye kadar yaşayabildiği gayet fıtri bir durum olarak kabul edilir. Vesvese beşer olmanın tabii bir sonucudur. Kıskançlık (istenilen ancak sahip olunamayan, fakat başkalarının sahip olduğu bir şey hakkındaki istemsiz düşünceler), şehvet (beraber olunması haram olan birini arzu etmekle ilgili istemsiz düşünceler), çok önemli hayati kararlara ilişkin şüpheler ve doğru ya da yanlış bir fiilde bulunma konusundaki çelişkili düşünceler, günlük hayatta karşılaştığımız vesvese örnekleri arasında sayılabilir. Yapılan uluslararası araştırmalara göre, dünya çapındaki insan nüfusunun yaklaşık % 94’ünün istemsiz düşünceleri yaşadığı tahmin edilmektedir.[7]

Tasnif

Hafif ve ara sıra gerçekleşen istemsiz düşünceler, sağlıklı insanların da başına gelebildiği için, genel vesveselerin, akıl hastalığı olarak kabul edilen vesvese tipinden ayırt edilmeleri gerekir. Sağlıklı insanların başına gelebilen normal vesvese sınırının ötesinde, insana acı, üzüntü ve ızdırap veren ve karşı konulması zor, aşırı vesveseye ”vesvese kahriye” denir. Bir kişinin vesvese kahriye hastalığına sahip olması, onun kesinlikle bir akıl sağlığı problemi yaşadığı anlamına gelmez. Ancak, Zihinsel Bozuklukların Teşhis ve İstatistik El Kitabı’nın Beşinci Basımı’nda (DSM-5) belirlenen kriterleri karşılıyorsa, o kişinin bir akıl hastalığına sahip olma ihtimali var demektir. Vesvese kahriye, DSM-5 tarafından özetlenen aşağıdaki kriterleri karşılayacak hale gelmişse, Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) hastalığının kapsamına girer.[8]

A. Takıntıların (obsesyonların), zorlantıların (kompulsiyonların) veya her ikisinin birlikte varlığı:

Takıntılar 1. ve 2.  maddelere göre tanımlanır:

1. Bozukluk sırasında bazen istemsiz ve gayr-i ihtiyari bir şekilde yaşanan ve çoğu bireyde belirgin kaygı veya sıkıntıya neden olan, tekrarlayan ve kalıcı düşünceler, dürtüler veya imgeler.

2. Kişi, bu tür düşünceleri, dürtüleri veya imgeleri görmezlikten gelmeye veya bastırmaya çalışır veya onları başka bir düşünce veya eylemle (yani bir zorlantı uygulayarak) etkisiz hale getirmeye çalışır.

Zorlantılar 1. ve 2.  maddelere göre tanımlanır:

1. Kişinin, bir takıntıya tepki olarak ya da sıkı bir şekilde uygulanması gereken kurallara göre gerçekleştirmeye zorlandığını düşündüğü tekrar eden (el yıkama, düzenleme, kontrol etme gibi) davranışlar veya (dua etme, sayı sayma, kelimeleri içinden tekrarlama gibi) zihinsel eylemler.

2. Bu davranışlar veya zihinsel eylemler kaygı veya sıkıntıyı önlemeye veya azaltmaya veya bazı korkulan olay veya durumları engellemeye yöneliktir; Bununla birlikte, bu davranışlar ya da zihinsel eylemler, etkisiz hale getirmek ya da önlemek için tasarlandıkları şeylerle gerçekçi bir şekilde alakalı değildir ya da kesinlikle çok aşırı tepkilerdir.

Not: Gençler, bu davranışların veya zihinsel eylemlerin amaçlarını söyleyemeyebilirler.

 

B. Takıntı veya zorlantılar, zaman alıcıdır (örneğin,  günde 1 saatten fazla sürer) ya da sosyal, mesleki veya diğer önemli çalışma alanlarında klinik olarak önemli derecede sıkıntıya veya bozulmaya neden olur.

C. Obsesif kompulsif belirtilerin, bir maddenin (örneğin bir uyuşturucu maddesi veya bir ilaç) fizyolojik etkileriyle veya başka bir tıbbi durumla bağlantısı yoktur.

D. Bu bozukluk, başka bir akıl hastalığının belirtileri ile daha iyi açıklanamaz…

OKB’nin alt tipleri araştırılmış ve farklı klinisyenler tarafından farklı şekillerde kategorize edilmiştir, ancak günümüzde dört alt tip bulunduğuna dair genel bir fikir birliği mevcuttur: Kirlenme /temizleme, kontrol, zorlantı ritüelleri belirgin olmayan takıntılar, biriktirme.[9] Vesvese kahriyenin klinik tanımı farklıdır. Çünkü kişi, yaşadığı belirtilere bağlı olarak aynı anda bir veya daha fazla OKB alt tipine maruz kalabilir.  

Bu satırların yazarı, vesvese kahriyenin, klinik literatürde iyi belgelenen ancak DSM-5’te bulunmayan ve skroplasti olarak adlandırılan bir durumun kriterlerini daha iyi karşıladığına inanıyor. Her inançtan[10] insanları etkileyen skroplasti (resmi olarak bir alt tür kabul edilmese de), klinisyenler arasında OKB’nin bir türü olarak kabul edilmekte olup; ibadet eden bir kişi, dini konularla normal sınırlar içinde kabul edilenin ötesinde kafasını meşgul edip, bu meşguliyet insana sıkıntı vermeye başladığında ve kişinin yapması gereken günlük vazifelerini olumsuz yönde etkilediğinde ortaya çıkar. [11]

Bazı doktorlar, skroplasti hastalarının diğer OKB türlerinden daha zayıf belirtilere sahip olmaları, skroplasti ile OKB ölçüleri arasındaki bağlantıların zayıf olması ve obsesif kompulsif kişilik bozukluğu (OKKB) ile skroplasti arasında belirgin bir örtüşme olmasından hareketle skroplastinin, DSM-5’teki OKB’den farklı bir hastalık olması gerektiğini savunmaktadırlar.[12] Bu makalenin yazarı, skroplasti gibi vesvese kahriyenin de diğer normal OKB türlerinden farklı bir hastalık olduğuna inanmaktadır. Çünkü yalnızca hastalığın yapısına ve tedavisine aşina bir klinisyen değil, aynı zamanda bir imamın veya iman ve ibadetlere dair islami kurallarla ilgili dini bilgiye sahip bir kişinin birlikte çalışmasını gerektirir. DSM-5 ve akıl sağlığı alanında uzmanlaşmış bilim adamları topluluğu, OKB için klinik tanı kriterlerini net bir şekilde ortaya koyarken, müslüman bilim adamları vesvese kahriyenin resmi tanı ölçütlerini açıkça tanımlamamışlardır.

Çünkü, islam alimleri fıkıh, tefsir gibi islami ilimler sahasında uzmandırlar ama, psikiyatri uzmanları değildirler. Dolayısıyla günümüzde, vesvese kahriyeden muzdarip bir kişiye tanı koymak için kriterleri belirlenmiş bir usul bulunmamaktadır. Bu tür vakalarda genelde ya vesvese kahriyeden muzdarip olan kişi kendi kendine teşhisi koyacak ya da problemi halletmek için danıştığı imam, o kişiye durumunun vesvese kahriyenin şartlarına benzediğini söyleyecektir. Bir kişi (i) dini konular hakkındaki mantıksız korkular yüzünden üzülmüş ya da akli bozulma göstermişse; (ii) bu durum uzun bir zaman devam etmişse; (iii) (aşırı ibadet, aşırı kontrol, aşırı düşünme gibi eylemleri tekrarlayarak) dine uygun olmayan davranışlarda bulunuyorsa, genellikle, gayrı resmi bir teşhis gerçekleşmiş olur.

Vesvese kahriye hastalığı depresyon, panik atak veya kişilik bozuklukları gibi diğer akıl sağlığı sorunlarıyla birlikte görülebilir. Hastalık için resmi olarak kabul edilen herhangi bir tanı ölçütü olmadığı için de akıl sağlığı uzmanları diğer hastalıklara ait belirtileri vesvese kahriye ile karıştırmamaya dikkat etmelidirler. Vesvese kahriye, bir çeşit OKB olup halüsinasyonlar, sanrılar, panik ataklar veya depresyon gibi ek belirtiler içermez. Terapistlerin yalnızca hastanın kendi değerlendirmelerine dayanmamaları ve hastanın vesvese kahriye mi, başka bir hastalık mı veya her ikisini birden mi yaşadığını belirlemek için kapsamlı bir değerlendirme yapmaları esastır. Örneğin, bir hasta iddia edilen vesveseye yönelik tedavi istediğinde, kendilerine fısıltıyla bakan bir şeytanın mücessem olarak göründüğünü söylerse, psikotik hastalıkların türlerini dikkate alan kapsamlı bir değerlendirme yapılması gerekir. Zira bu, farklı bir tedavi usulünü gerektirmektedir.

Vesvesenin Türleri

Vesvese kahriye, tıpkı obsesif-kompulsif bozukluk gibi, pek çok farklı şekilde kendini gösterebilir. Çünkü herkesin yaşadığı takıntılar ve / veya zorlantılar farklı farklıdır. Bu yayının amaçlarından biri de, yazarın klinik ortamda şahir olduğu, vesvese kahriyenin çok yaygın, üç türünü ele almaktır: İbadette (kulluk), taharette (temizlik) ve akidede (inanç) vesvese kahriye. Taharet (temizlik), ibadet kavramının kapsamı dahilinde, onun bir formu olmasına rağmen, vesvesenin tezahüründe farklılık arz edebilecekleri için, her ikisini de ayrıntılı olarak araştırmak önemlidir. Bu makalede, vesvese kahriyenin her bir türünü ayrıntılı bir şekilde izah edebilmek için, her bir tür için birer hayali vaka incelemesi örneği yapılacaktır. Öncelikli olarak, ağır vesveselerin neredeyse hiçbir zaman, aniden başlamadığına işaret etmenin faydalı olacağına inanıyorum. Vesvese hastalığının ciddiyet kazanması kademeli bir şekilde gerçekleşir ve eğer tedavi edilmezse zamanla şiddetlenir. Vesvese, sıklıkla bir kişinin ibadetlerini daha dikkatli ve tedbirli bir şekilde eda etmeyi istemesi şeklinde başlar ve normalde kişiyi manen rahatlatan veya gönlünü teskin eden bu ibadetlerin, kişi için büyük sıkıntı kaynağı haline gelmesine kadar ilerler.

İbadet

Arapça’daki ibadet kelimesi, kullukla ilgili fiilleri açıklamak için kullanılmaktadır. Vesvesenin ibadet ile ilgili olan kısmı, çoğu zaman namaz, oruç, zekat gibi farz ibadetlerle ilgilidir. Çünkü bu ibadetler dinin temelleridir. Bu ayrıntıyı anlamadan vesvese kahriyeyi anlamak da mümkün olmayacaktır. Çünkü ibadetlerle alakalı meselelerde vesvese kahriyeye maruz kalanların müslümanların çoğu, zihinlerinde, dini öğretileri tam olarak yerine getirmedikleri ve dolayısıyla da kendilerini Allah’ın azabına müstehak kıldıkları anlamına gelebilecek şekilde, ibadetlerini hatalı veya eksik eda ettiklerine dair zorlantılar hissettikleri için acı çekmektedirler. İbadet sahasında vesvese kahriyeden muzdarip olan hastalar, ibadetlerinin yeterince iyi olmadığı ve ibadetlerde sürekli olarak mükemmelliği aradıkları hissine kapılmaktadırlar. İbadet fiilleri hakkında kusurlu olabilecek en küçük ayrıntılar bile, mantıksız ve ölçüsüz bir korkuya yol açmakta ve kendilerini, yanlışlıkla dinden çıktıkları ve/ veya cehenneme gidecekleri düşüncesine sevketmektedir.

Örnek olay: Lana ibadetlerini yerine getiren bir müslümandır. Son birkaç aydır, iş ve aile hayatı ile ilgili her zamankinden çok daha fazla stresli bir ruh haline sahip.  Lana, namazlarını eda ederken ihmalkar ve dalgın olduğunu fark etti ve bu durum, onu, namazlarını tekrar etmeye sevketti. Çünkü namazlarını dosdoğru kıldığından emin olmak istiyordu. Lana, namaz kılarken bazen hangi rekatta olduğunu unutuyor, bazen de ayetleri ve duaları okurken, kelimeleri namazı bozacak derecede hatalı telaffuz ettiğini zannediyordu. Bu durum, başlangıçta Lana’yı çok da fazla rahatsız etmedi. Çünkü, bu düşünceleri maneviyatının düzelmesine yormuş ve yükselen maneviyatın daima iyi bir şey olduğunu düşünmüştü. Bununla birlikte, son birkaç haftadır Lana, namazlarının kabul edilmeyecek derecede yanlış olduğunu düşünmeyi bırakamaz hale geldi. Bu düşünceler gün boyunca ciddi bir şekilde zihnini kurcalamaya, aklını meşgul etmeye başladı. Artık, günlük rutin işlerini normal bir şekilde halledebilmek için bile vakit bulamayacak hale gelmişti. Normalde hergün sadece yarım saatte kıldığı namazları, artık iki saatte ancak eda edebilmektedir. Dolayısıyla namaz kılarken aldığı lezzet uçup gitti. Lana, bu takıntıdan nasıl kurtulacağını bilememektedir.

Taharet/ Temizlik

Arapçadaki ”taharet” kelimesi, temizlik anlamına gelmektedir ve üç farklı alandaki temizliği ifade etmek için kullanılır: maddi temizlik, fıkhi temizlik, manevi temizlik.[13] Taharet, gündelik hayatımızda en çok namazla ilgili olarak karşımıza çıkar. Müslümanların, namaz kılabilmek için bedenlerini, elbiselerini ve namaz kılacakları yerleri idrar ve dışkı gibi necis maddelerden arındırmaları (necasetten taharet)  ve abdestli olmaları (hadesten taharet) gerekir. Abdestin farzları dört tanedir: Yüzü yıkamak, kolları yıkamak, başın dörtte birini meshetmek ve ayakları yıkamak. Her bir namaz için ayrı bir abdest almak gerekmez. Önceki abdest bozulmadığı sürece eski abdestle birden fazla namaz kılmak caizdir. Taharet konusunda vesvese kahriyeden muzdarip olan birçok müsşüman, ya necis maddelerin bulaşmasından aşırı korkmakta ve / veya abdestini doğru almadığına veya abdestini kaçırdığına dair mantıksız korkulara sahip olmaktadır. Normal şartlar altında, namazın geçerli olabilmesi için necis olan maddelerin temizlenmesi ve abdestli olunması gerekir ki; normal bir insan için bu çok fazla zaman almayan ve insana sıkıntı vermeyen basit bir işlemdir. Ortalama bir müslüman abdest almak için üç dört dakikaya ihtiyaç duyarken, vesvese kahriye hastalığından muzdarip olan bir müslüman ise, abdest almak için bazen 20 dakika hatta bazen de bir saat kadar vakit harcayabilir. İbadette vesvese kahriye hastalığına sahip olan kişiler gibi, bu hastalar da, manen bozulduklarını veya doğru dürüst abdest almadıkları takdirde, namazlarının geçersiz olmasından, dolayısıyla da cehenneme düçar olmak gibi felaket bir durum yaşamaktan korkmaktadırlar.

Örnek olay: Adem, küçük bir çocukken OKB tanısı aldı. Anne – babası birbirlerinden boşanınca, aşırı derecede temizlik takıntısı başladı ve herşeyin temiz olmasına aşırı dikkat eder hale geldi. Adem terapiye gitti ve OKB’si yatıştı. Adam koleje başlayınca, orada müslüman arkadaşlarıyla tanıştı ve dinin değiştirerek müslüman oldu. Müslüman olma süreci kendisi için stresli değildi, ancak aile üyeleri bazen onun bu kararını eleştirdiler. Aile içi anlaşmazlıklar, çocukluğunda tecrübe ettiği zor zamanları ve acı veren duyguları hatırlattığı için, Adem, tekrar endişe yaşamaya başladı. Adem, tuvaleti genel olarak, özellikle namazdan önce kullanmak zorunda kalma konusunda aşırı bir korku geliştirmeye başladı.

Adem, ilk başlarda pis bir şeyin bedenine bulaşıp namazını geçersiz kılabileceği korkusu nedeniyle, bir tuvaleti kullanmadan önce mutlaka temizlerdi. Daha sonraları ise, uzun süre elbiselerinin tuvalete değdiği ve kirlendiği düşüncesiyle de meşgul olmaya başladı. Adem tuvalete girdiği andan itibaren namaz için hazır olana kadar 45 dakikasını harcıyordu. Çünkü takıntılarının sebep olduğu zorlantılar sebebiyle, elbiselerini kontrol etmeyi ve temizlemeyi bırakamıyordu. Adem her gün günde beş kez namaz kıldığından, yaşadığı yoğun endişe günün tamamına yayıldı ve namaz için hazırlanmak onun günlük hayatını ciddi bir şekilde aksattı.

Akide

İslami gelenekte, akide bir dine veya öğretiye gönülden inanmak demektir. Furuata ait bazı meseleler hakkında İslam’da farklı görüşler olmasına rağmen, dinin, usul diye adlandırılan temel ilkeleri, herkes tarafından kabul edilmektedir. İman edilmesi gereken bu ilkelerden bazıları; Allah’a iman, meleklere iman, hesap gününe iman, cennet ve cehenneme iman gibi ilkelerdir. Akide ilgili meselelerde vesvese kahriye çeken müslümanlarda, akidenin belirli bir ilkesi hakkında zorlayıcı düşünceler ve şüpheler oluşur. Akidede vesvese kahriyeden muzdarip olan hastalar, dine samimane iman etmekte ve onu tüm kalpleriyle sevmektedirler, ancak, dinin ilkelerinin yanlış olduğunu düşünen zorlantı düşüncelere sahiptirler. Bu hastalık, aslında dine inanmadığı halde inanıyormuş gibi görünen münafıklarda veya henüz iman etmemiş olan kafirlerde ortaya çıkmaz. Akidede vesvese kahriyeye benzer bir örnek, doğum sonrası OKB’dir. Bazı yeni annelerde, çocuğuna zarar vermesiyle ilgili takıntılar ve zorlantı düşünceler oluşabilir. Genel itibariyle, bütün anneler çocuklarını severler ve hiçbiri onlara zarar vermek istemez.[14] Doğum sonrası OKB olan anneler çocuklarını gizlice incitecek arzulara sahip değildirler ve zorlayıcı düşünceler kontrol edilemediğinde sıkıntıya neden olan çocukları için aslında ciddi sevgi beslerler. Aynı şey, akidedeki vesvese kahriye için de geçerlidir. Çünkü, kişinin Allah’a olan imanı, dinle ilgili kompulsif olumsuz düşünceleri yaşarken sıkıntıya neden olan şeyin bir parçasıdır. Yani imanı olmasa zaten bu zorlantıları yaşamayacaktır.

Örnek olay: Sara, müslüman bir ailede büyüdü ve hayat boyunca islami kurallara göre yaşadı. Geçen yıl cinsel tacizle ilgili bir film izledi ve aslında, çocukken taciz edildiğini ilk kez fark etti. Beklendiği gibi Sara öfke, acı ve hüzün gibi birçok güçlü duygu aynı anda yaşamaya başladı. Yaklaşık 6 ay önce, Sara, Allah’ın bu istismarın kendisine olmasını istediğine dair takıntılı ve zorlantılı olumsuz düşüncelere sahip olmaya başladı. Mantıken, Allah hakkındaki kötü niyetli düşüncelerinin ve suizanlarının doğru olmadığını biliyordu, ancak düşüncelerinden de bir türlü kurtulamıyordu. Bu durum, Sara’da, kendisinin iyi bir müslüman olmadığı hissine kapılmasına neden oldu ya da belki de bu kontrol edilemeyen düşünceler onu ibadetlerinden uzaklaştırdı. Bütün bu düşünceler, Sara’nın enerjisini ve yaşama sevincini tüketti ve bu durum onun, iş yerindeki verimliliğini de etkilemeye başladı. Sara, artık imanından endişe ettiği için, kendisini gece – gündüz şehadet getirmeye mecbur hissetmeye ve kelime-i tevhidi (”La ilahe illallah, Muhammedun Rasulullah: Allah’tan başka ilah yoktur. Hz. Muhammed (sav) O’nun rasulüdür.” cümlesini) hayatının akışını aksatacak kadar çok tekrar etmeye başladı. İlk başta günde sadece birkaç kez tekrar ediyordu ama zamanla 100 rakamına ulaştı. İş için bir toplantıya katılan Sara, takıntı ve zorlantıları başlayınca, toplantıyı terk ederek şehadet getirmeye kendisini mecbur hissediyor, bunu yaptıktan sonra toplantıya geri dönüyordu. Sara, şehadet getirmek için işyerindeki görevlerinden feragat edemediği birkaç kez, kendisini yıpranmış gibi hissedeceği bir hale bürünmek zorundaymış gibi hissediyordu.

Tedavi

Vesvese kahriye, OKB’nin diğer türlerinden farklıdır. Çünkü, bu  konuda uzman bir klinisyen ile bir imamın ya da İslam akaidi, ibadetler ve vesvese kahriye hükümleriyle ilgili bilgi sahibi belirli bir kişinin ortaklığını gerektirir. Dini konularda uzman olmayan bir klinisyen için, vesvese kahriyeli bir kişiye doğru tedaviyi sunmak çok zordur. Özellikle de hastanın atıfta bulunduğu şartları, kavramları ve hükümleri bilmiyorsa bu zorluk daha da artacaktır. Bir imam veya islami ilimlere sahip olan bir kişi, çoğu terapistin uzmanlık alanı dışındaki vesvese kahriye ile ilgili sorular hakkında dini açıklamalar yapmak ve kararlar vermek için yeterli uzmanlığa ve yetkinliğe sahiptir. Terapistler tıbbi konularla ilgili geribildirim ve danışma için psikiyatrlara nasıl saygı duyuyorlarsa, aynı şekilde bir imama veya vesvese ile ilgili konularda islami malumata sahip kişilere de saygı duymalı ve onlarla iş birliği yapmalıdırlar. Çoğu zaman, vesvese kahriyesi olan kişinin zaten danıştığı bir imam bulunmaktadır. Bu nedenle terapistin ihtiyacı olan tek şey, sadece onlarla birlikte çalışmasına imkan verecek bir bilgi paylaşımı anlaşması imzalamaktır.

İmamların vesvese kahriyeyi tek başına tedavi edememelerinin nedeni, OKB gibi tıbbi bir probleme sahip olan birini tedavi edebilecek zaman ve klinik beceriye sahip olmamalarıdır. Vesvese kahriyeyi tadavide islami yaklaşım şu olmalıdır: Hasta, zorlayıcı düşüncelerini görmezden gelmeli ve (doğru eda edilmediği düşüncesiyle namazları devamlı olarak tekrar etme gibi) kompulsif fiilleri tekrarlama dürtülerine karşı direnmelidir. Bu yayının ilerleyen kısımlarında ayrıntılı olarak ele alınacak olan bazı islami teknikler mevcuttur, ama vesvese hastalığına sahip olanlara uygulanacak islami tedavinin genel kapsamı bundan ibarettir. Basit bir plan gibi görünen ama aslında uzun ve zor olan bir sürecin icrasına yardımcı olmak, klinisyenin işi ve uzmanlık alanıdır. Vesvese kahriyeyi tedavi etme işinin etkisi, hastanın takıntılarından kaynaklanan endişe ile baş etmelerine ve onlara zorlantı fiilleri nasıl yapmayacaklarını öğretmelerine yardım edecek olan uzun vadeli bir süreçle gerçekleşecektir.

Doktorun Rolü: Farklı Terapiler

Bilişsel Terapi

Araştırmalar, bilişsel terapinin Obsesif Kompulsif Bozukluğu klinik olarak tedavi etmede etkili olduğunu ortaya koymaktadır.[15] Bilişsel terapi, bilişsel-davranışsal terapinin kaynağıdır ve terapinin bir çok alt türünü içermektedir. Bu türlerden bazıları daha sonra bu yayında ele alınacaktır. Bilişsel terapinin türetildiği temel kavramları anlamak, hem klinik hem de islami tedavi tekniklerini anlama adına çok önemlidir.

Basit bir şekilde anlatacak olursak; bilişsel kuram, bireylerin çevresindeki dünyayı algılama ve yorumlama biçimlerinin; neyi, nasıl hissedeceklerini ve nasıl hareket edeceklerini etkilediğini iddia etmektedir.[16] Günlük hayatta bireyler, çevrelerindeki uyaranları yorumlayarak, onları sürekli ve hızlı bir şekilde bilinçli ve bilinçsiz düşüncelere dönüştürüyorlar. Bu düşüncelerin çoğu, hiç tereddüt etmeden, kusursuz bir şekilde doğru olduğu varsayılsa da her zaman doğru olmayabilen ”otomatik düşünceler”dir. Düşünceler, zamanla yorumlanır ve düşünceler arasındaki ilişkilere dayanan “şemalar” adı da verilen bilgi kategorilerine dönüştürülür. Negatif otomatik düşünceler, işlevsiz şemalara veya “zihinsel bozulmalara” yol açabilir. Bu zihinsel bozukluklar da uyumsuz duygulara ve / veya davranışlara yol açabilir.

OKB’si olan hastaların OKB’lerini nasıl geliştirdikleri ve sürdürdükleri konusunda farklı bilişsel teoriler vardır. Foa ve Kozak’ın 1985 yılında ortaya attığı bir teoriye göre OKB, nispeten güvenli durumları bile yüksek düzeyde tehlikeli kabul eden, kötü şeylerin oluşma ihtimalini abartarak ve (aksine kanıt olmadıkça nesnelerin veya olayların güvenli olduğunu kabul eden sağlıklı bilince karşı) nesnelerin veya olayların güvenli kabul edilmesi için kanıta ihtiyaç duyduğuna inanan hastalardaki gibi birçok hatalı bilişten kaynaklanmaktadır.[17] OKB’nin nasıl oluştuğuna dair bir diğer bilişsel teori, OKB hastalarının beş yanlış bilişsel bozukluğa sahip olduğunu iddia eden Salkovskis (1985) tarafından yapılmıştır:

        (1) Bir eylem hakkında düşünmek, o eylemi yapmakla aynıdır;(2) Zararı önlemeyi başaramamak, ahlaki açıdan zarar vermeye eşdeğerdir; (3) Zararın sorumluluğu hafifletici koşullar tarafından azaltılamaz; (4) Bir düşünceye tepki olarak ritüelleşmede başarısız olmak,         zarar verme niyetiyle aynıdır; ve (5) kişi, düşünceleri üzerinde egzersiz denetimi yapmalıdır.[18]

OKB’yi bilişsel bir açıdan ele almak için, klinik doktorlar çekirdek inançları incelemekte, hatalı varsayımlara meydan okumak ve saplantı ve zorlantılara sebep olan bilişsel bozuklukları değiştirmek zorunda kalmaktadırlar. Zamanla, bilişsel bozukluklarla hafifçe mücadele edilip, bunlar daha sağlıklı bilişsel şemalarla değiştirilirken, OKB semptomlarının azalması beklenir. İmamlar, terapistin din ile ilgili bilişsel bozuklukları ele almasına yardımcı olmak için tamamlayıcı bir rol oynayabilirler. Çünkü İslam’da yukarıda bahsedilen bilişsel bozuklukları doğrudan ilgilendiren fıkıh (hukuk) ilkeleri vardır.

Örneğin, aşağıdaki hadis (Peygamber Efendimiz (sav)’den rivayet edilen ve doğruluğu bilimsel olarak ispatlanmış sözler), Salkovski’nin (1985) OKB’nin başlangıcı teorisindeki çarpıtmalardan birkaçını düzeltmeye yardımcı olur:

        “Allah, akıllarından geçen vesvese ve şüpheleri dillendirmemeleri ve onlarla amel etmemeleri şartıyla ümmetimi bağışladı.”[19]

Bir imam, bu hadisin anlamını ve sonuçlarını açıkladığında, Salkovski’nin teorisine göre bilişsel bozuklukların 1 ve 5’inci maddelerinin islami açıdan geçersiz olduğunu ortaya koymuş olur. İslami bir perspektiften bu ilkeleri açıklığa kavuşturmak, terapistin hasta ile olan bilişsel çalışmalarına destek olacaktır.

Maruz Bırakma – Tepki Önleme

Bilişsel davranışçı bir terapi türü olan Maruz Bırakma ve Tepki Önleme’nin (MBTÖ: İngilizcesi ERP), OKB ile mücadelede oldukça etkili olduğu kanıtlanmıştır.[20] MBTÖ’nün amacı, hastanın belirlenmiş korkuları ile yüzleştirmek ve zorlantıları sona erdirmek veya; hazzı veya ideal olarak önceki hazzı tamamen erteleyerek yanıttan kaçmaktır. Saplantı ve zorlantının koşullu yanıtını yok ederek, hasta daha önce korkulan uyarana alışmış hale gelir ve nihayet takıntı ve zorlantı üzerinde hareket etme isteği ortadan kalkar.

Vesvese kahriyenin tedavisinde uygulanan MBTÖ, islami kurallara uygundur. Aslında, saplantıyı görmezden gelmek ve zorlantıya karşı koymak için yapılan islami tavsiyenin adı konulmamış bir MBTÖ uygulaması olduğu iddia edilebilir. Vesvese kahriyeye islami yaklaşım ile MBTÖ uyumlu olmasına rağmen, klinisyenler terapinin uygulanmasında bazı kısıtlamalar olabileceğine dikkat etmek zorunda kalabilirler. Örneğin, bedeninde necis (temiz olmayan) bir madde bulma konusunda mantıksız bir korku duyan hastalar, namaz sırasında bilinçli olarak temiz olmayan şeyleri bedenine süremez veya kesin olarak bildiklerini göz ardı edemez. Çünkü bu, namazı geçersiz kılacaktır. Ancak hastalar, kıyafetleri üzerindeki temiz olmayan maddeler hakkındaki şüpheleri görmezden gelebilirler. Örneğin,

bir hastanın temizlik konusunda takıntısı ve temiz olmayan maddelerin bulunup bulunmadığına dair devamlı elbiselerini kontrol etme zorlantısı varsa; terapistin hastadan yapmasını isteyebileceği bir egzersiz, genelde ideal anlamda temiz olmayan umumi tuvaletlerde abdest aldırmak, abdestten sonra da necis maddeler için elbiselerini kontrol etmemesini sağlamaktır. Terapistin bu terapiyi uygulamasında bir sakınca yoktur. Çünkü şek ile yakin zail olmadığı ve hüsnüzan esas olduğu için, bir şeyin kirlendiğine dair kesin bir bilgi yoksa, o şey temiz hükmündedir ve temizmiş gibi muamele edilir. Hastanın da namazına zarar vermez.

Kabul Ve Kararlılık Terapisi

Dikkat-odaklı bilişsel bir terapi türü olan Kabul ve Kararlılık Terapisi (KKT: İngilizcesi ACT) de, OKB semptomlarının hafifletilmesinde etkili bulunmuştur.[21] KKT’nin amacı, düşüncelerin farkındalığını arttırmak ve onları değiştirmeye çalışmak yerine olduğu gibi kabul etmektir. KKT, olumsuz ve uygunsuz düşünceleri normal insan hayatının bir parçası olarak görür. Anafikir şudur: Düşünceler, sadece birer düşünce olarak kabul edilip bastırılmayarak, bu terapinin doğrudan bir amacı değil, birer yan ürünü olarak sonunda duracaktır.[22] KKT, OKB olan bir kişinin saldırgan, kafirce ya da tehlikeli düşüncelerini desteklememektedir; ancak hastaların düşüncelerini yargılamadan ve vücuda, zihinsel veya fiziksel şiddet uygulamadan kabul etmelerine yardımcı olmaktadır. OKB olan bir kişi zorlantı düşüncelerini yaşarken gerginleşir ve zihinsel veya fiziksel olarak onları etkisiz hale getirmeye çalışır. Buna karşın KKT, düşüncelerin kendisine dokunmadan ya da onları bastırmadan insanın içinden geçmesini, yani hastanın, zorlantı düşüncelere karşı ilgisiz davranmasını ve zihninin bir köşesinde zararsız bir şekilde durmasını kolaylaştırır.

Bu terapi, OKB’ye sahip hastalara, onların özel ve genel kaygılarını azaltmayı öğrenmelerine yardımcı olabilir, ancak kültürel ve manevi açıdan donanımlı bir terapist olmadan bu terapiyi uygulamak çok zor olabilir. Körü körüne, inkar düşüncelerini kabul etmeye teşvik edilen müslüman bir hasta, muhtemelen tedaviye devam etmez. Bunun yerine, terapist, hastanın aslında kendisini küfre sokan düşünceyi onaylamadığını, ancak insanın onaylamadığı düşüncelerin de zihinde dolaşabileceğini hastaya açıklarken, bu işi ustaca ve dikkatli bir şekilde yapmalıdır. Kültürel ve manevi açıdan donanımlı bir terapist uygun psiko – eğitim sağlayabilir ve hastanın, onaylamasa bile uygun olmayan düşüncelere nasıl sahip olduğunu izah edip, onları zararsız hale nasıl getireceği konusunda hastaya destek olabilir.

Ek Terapi Ve Teknikler

Klinisyenler, bireysel terapiye ek olarak, hastaya aile terapisi sağlamakta da yardımcı olabilir. Vesvese kahriye günlük işleyişi, sosyal hayatı ve ilişkileri bozduğu için, hasta ile aile üyeleri arasında gerginlik oluşması olağan bir durumdur. Aile üyeleri üzüntü, öfke ve hayal kırıklığı da dahil olmak üzere vesvese kahriyeden acı çekmekte olan hasta bireylerle ilgili çok ciddi duygusal problemler yaşayabilirler. Aile üyelerinin, hastayı bencil, egoist, fanatik olarak nitelendirmeleri, hatta herşeyi abarttığını düşünmeleri çok sık karşılaşılan bir durumdur. Bu suçlamalar hastayı çok incitmektedir. Çünkü, bu sıkıntıları çeken hasta, davranışlarının kontrol edelebilir olmadığı duygu ve düşüncesine sahiptir.

Aile terapisinde klinisyenler, hastalığın fıtratı hakkında ailelere psiko – eğitim sağlamakta yardımcı olabilirler. Klinisyenler, aile üyelerine, çektikleri sıkıntıları ve hissettikleri duyguları, hastaya dengeli bir şekilde ifade etmelerini ve ona daha fazla destek vermeleri gerektiğini öğretebilirler. Son olarak, klinisyenler hastanın evindeki davranışlarıyla başa çıkmada sorun yaşayan diğer aile bireylerine bireysel terapi sunabilir veya onları diğer terapistlere yönlendirebilirler.

Bir hasta vesvese verme dürtüsüne katlanabiliyorsa; hasta, hastalıkla savaşırken, aile üyelerinin stres ve kaygılarının önce artacağını ama işin sonunda bu stres ve kaygıların dineceğini aile üyelerine öğretmek çok önemlidir. Doktorlar, hastalıkla sıkı bir mücadele planı ile hastaların yükselen kaygı düzeylerini tolere etmelerine yardımcı olabilirler. Hastayı hangi faaliyetlerin rahatsız edip, hangilerinin rahatlatabileceğini en iyi yine hastanın kendisi bilebileceği için, hastalıkla mücadele planı da yine hastanın bizzat kendisi tarafından oluşturulmalıdır. Klinisyenler, çoğu hastada olduğu gibi yönlendirilmiş tasvirler, doğayla bağlantılı fiziksel aktiviteler vesaire gibi klasik mücadele yöntemlerini düşünmeli, ama eğer hastalar ilgi gösteriyorsa, hastalıkla mücadelede manevi yöntemleri de kullanmalıdırlar.

İmamlarla İşbirliği

 

İmam’ın tedavideki rolü, hastanın dini sorular, kurallar ve dikkate alması gereken diğer hususlarla ilgili endişeleriyle baş etmesine yardımcı olması açısından önemlidir.  Özellikle de tedavi ile ilgili, ”Batı psikolojisi İslam ile çelişkilidir” veya ”Terapi yalnızca inancı zayıf veya tamamen inançsız insanlar içindir” tarzındaki bir çok yafta ve / veya safsata bulunan topluluklarda, dini bir uzman olarak bir imamın desteklediğini bildiği bir terapiyi hastanın kabul etme olasılığı daha yüksek olacaktır. İmamlar, dini soruları yanıtlamanın yanı sıra, terapistin manevi bir perspektiften bilişsel yeniden yapılanma sağlamasına yardımcı olmakta da çok yararlı olabilir.

Dini sorulara cevap vermek hastaya büyük fayda sağlayacaktır. Ancak imamın hastaya kendi sorularına kendi kendine cevap bulmasına yardımcı olacak temel kavramları öğretmesi de önemlidir. Örneğin, bir hasta sürekli namazdayken abdestini kaçırma korkusu ile ilgili sorularına cevaplar almak için bir imama danıştığında, imamın ”Şek ile yakin zail olmaz” kaidesini öğretmesi, cevapları aynı olan benzer soruları tek tek ele almayı sürdürmesinden daha yararlı olacaktır. Hastanın devamlı bir şekilde lüzumsuz güvenceler araması, zorlantı sürecinin bir parçası haline gelebileceğinden, imamın hastaya temel kavramları öğretmesi, hastanın imamın şahsına bağımlılık hissinin oluşmasını önlemeye yardımcı olacaktır.[23]

Terapist ve imam, hastayı, dini sorular ve endişelerle ilgili bir günlük tutmaya ve dini soruları tarihi sırasıyla düzenli bir şekilde yazmaya teşvik etmelidirler. Daha sonra hastanın endişelerini gidermek ve sorularını cevaplandırmak için, terapide veya terapi haricinde imamla haftalık bir görüşme ayarlanabilir. Bu uygulama hastalığın tedavisinde çok faydalıdır. Çünkü hastayı, OKB’nin tedavisindeki çok önemli etkenlerden birisini sağlamaya, yani tekrar etme dürtüsünün verdiği hazzı ertelemeye zorlar. Ayrıca günlük, hasta ile imam arasında olumlu bir ilişkinin kurulmasına ve bu ilişkinin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesine yardımcı olur. Dini görevlerini ihmal ettiklerine dair mantıksız korkular nedeniyle, bazı hastalar gece – gündüz devamlı bir şekilde imamı arayabilirler. Bu, diğer pek çok yükümlülüğü bulunan imam için bıktırıcı olabilir ve muhtemelen imam aramaları görmezden gelebilir. Bu durum, hastanın daha fazla panik yapmasına sebep olur. Hasta günlük tutmaya başlayınca, önceden belirlenen telefonla görüşme randevuları haricinde hiçbir arama yapmaması gerektiğini de anlamış olacaktır. Hastayı bu şekilde sınırlandırmak, kısa vadede strese neden olabilse de uzun vadede tedavinin etkinliğini ciddi bir oranda arttıracaktır.

İslami Teknikler

Bu tarz bir terapi isteyen hastalardaki vesvese kahriyenin tedavisinde bütüncül bir bakış açısıyla uzmanlaşmak isteyen terapistlerin, Kuran ve sünnette yer alan islami teknikleri bilmeleri gerekir. Terapistlerin teknikler hakkında derinlemesine bilgi sahibi olmalarına gerek yoktur. Ancak, eğer islami teknikleri kullanmayı veya imamdan bu tekniklerle alakalı tavsiye almayı düşünüyorlarsa, hastalarının beslendiği kültürü anlama adına genl hatlarıyla da olsa, bu teknikler hakkında yeterli bilgiye sahip olmaları gerekir. Bu teknikler hakkında bilgi sahibi olmak, kültürel-manevi hassasiyeti ve uzmanlığı artırır ve muhtemelen terapist ile hasta arasındaki terapötik bağlantıyı daha da kuvvetlendirir.

Skroplasti olan hastalar, dindarlıklarını yeterli görmemeleri sebebiyle ibadet ve ahlakla alakalı meselelerde, günlük vazifelerini ihmal edecek derecede gereksiz bir şekilde aşırı hassas davrandıkları için; terapistlerin, bu tür saplantı ve zorlantıların dinin asli gerekleriyle karışmasını önlemek amacıyla, genel hatlarıyla da olsa islami hükümleri öğrenmeleri gerekmektedir. Böylece hastanın davranışlarından hangilerinin dinin gereği, hangilerinin de zorlantı olduğunu kolayca tesbit edebilirler.

Dini müdahaleler aşırı kullanıldığında, hastalığın bir parçası haline gelirler. Bu yüzden islami müdahaleler, önceden kararlaştırıldığı şekil ve miktarda kullanılmalı aşırıya kaçılmamalı, bunlardan faydalanarak hastanın rahatlaması sağlanmalıdır. Vesves kahriyeli hasta, dini müdehaleleri aşırı derecede kullanmaya başladığında veya yaklaşmakta olan kötü bir akıbet düşüncesine kapıldığında teknikleri kullanmazsa, terapistin veya imamın bunu hastaya göstermeleri ve hastalıkla başa çıkma becerileri planını değiştirmeleri gerekir.

Aşağıda, vesvese kahriyenin azaltılmasına yardımcı olmak için kullanılabilecek İslami tekniklerin veya uygulamaların özet bir listesi sunulacaktır. Önce, her bir teknik kısa bir şekilde açıklanacak, sonrasında da herbir teknik, elde edildiği Kur’an ayetlerinin metinleri ile delillendirilecektir.

Allah’a Sığınmak

Allah’a sığınmak (istiaze), müslümanlar tarafından kendilerini şeytandan korumak için sıkça kullanılan bir yöntemdir. Müslümanlar istiazede bulunup Allah’a sığındıklarında, aslında kendilerini şeytanın etkisinden ve zararından korumak için dua etmiş olmaktadırlar. Vesvese kahriyeye sahip bir kişi, bu yöntemi, kendisini, şeytanın dayattığı zorlantı düşüncelerden koruyacak şekilde kullanabilir. Bu tekniğin vesveseyle baş etmek için emredildiğine dair doğrudan delil olduğu için, farz namazlarda ve gün boyunca uygulanması imamlar tarafından sıkça tavsiye edilen bir yöntemdir.

        Bununla birlikte, eğer (vazifeni yaparken ve günlük hayatında) şeytandan bir dürtü gelecek         olursa, o takdirde de hemen Allah’a sığın. O, Semî‘ (her şeyi hakkıyla işiten)dir, Alîm (her şeyi         hakkıyla bilen)’dir.[24]

        Bir de şöyle dua et: “Rabbim, (bilhassa vazifemi yerine getirirken inkârcılarla olan         münasebetlerimde ins ve cin) şeytanlarının kışkırtmalarından (ve birtakım duygularımı         harekete geçirmelerinden) Sana sığınırım.[25]

        Ebu’l- Ula’dan şu hadis rivayet edilmiştir: ”Osman Bin Ebu’l- As geldi ve “Şeytan, benim ile         namazımın arasına giriyor ve kıraatimi karıştırıyor (beni şüpheye düşürüyor) dedi. Rasulullah         (aleyhissalatu vesselam) da: “Bu, Hınzıb denilen bir şeytandır. Onu hissettiğin zaman ondan hemen Allah’a sığın ve (namazdan sonra) sol tarafına üç kere üfür.” buyurur. Osman dedi         ki; “Bu tavsiyeye uydum ve Allah, o şeytanı benden uzaklaştırdı.”[26]

Rukye

Rukye, müslümanların Kur’an ayetlerini, Allah’ın isimlerini veya bazı duaları okuyup, ellerine üfleyip, daha sonra da elleriyle vücutlarını meshederek veya önce ellerini vücutlarındaki ağrıyan yere koyup sonra dua ederek Allah’tan şifa ve korunma talep ettikleri bir uygulamadır. Bu teknik, imamlar tarafından psikolojik rahatsızlıklar için önerilebildiği gibi medikal rahatsızlıklar için de önerilebilir. Kaygısı olan kişiler, başlarında veya göğüslerinde gerginlik hissettiğinden, imamlar elini o bölgeye değdirerek rukye yapabilirler.

        Osman b. Ebi’l- As es- Sekafi (r.a.) müslüman olduğu günden beri vücudunda olan bir ağrıyı,         Rasulullah (s.a.v.)’e arz etti. Rasulullah (s.a.v.) de ona şöyle demiştir; “Elini vücudunda ağrı         veren yere koy ve üç defa ‘Bismillah’ ve yedi defa da ‘İçimde bulmuş olduğum (hastalık, ağrı         vb.) şeylerin         şerrinden Allah’a ve O’nun kudretine sığınıyor ve onunla korunuyorum.’ de”.[27]

Zikir

Hatırlama anlamına gelen ”zikir”, tüm müslümanlara emredilen bir ibadettir. Özellikle endişe ve kaygısı olan kişiler tarafından sıkıntı duygularını hafifletmek için kullanılabilir. Zikrin amacı; Rabb’imizle daha iyi bir ilişki kurabilmek için O’nu, sıfatlarını ve verdiği nimetleri ifade etmek ve dillendirmektir. Müslüman, zikirle Allah’a daha da yakınlaştığını hissetmek suretiyle kendisini, içinde bulunduğu şartları ve sağlığı da dahil olmak üzere her şeyi değiştirebilmeye gücü yeten bir Kadir-i Mutlak tarafından korunduğu hissiyle, psikolojik olarak çok ciddi bir şekilde rahatlayacaktır.

Araştırmalar, Allah’a itimadı tam olan kişilerin daha az depresyon ve psikolojik sıkıntıya maruz kaldıklarını, buna karşılık Allah’a itimadı zayıf olan kişilerin nevrotik düşünce düzeylerinin daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır.[28] Zikir, sadece daha güvenli bir ilişki kurmaya yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda takıntılarını ve zorlantılarını haklı çıkarmak için Allah’ın gazabını, cehennemi ve öldükten sonra günahkarlara verilecek cezalandırmayı kullanan vesvese kahriyeli hastaların hatalı düşüncelerini ve  bilişsel bozukluklarını da değiştirmeye yardımcı olabilir. Allah’ın rahmetine ve kullarına olan sevgisine odaklanmak için zikirden yararlanmak, muhtemelen imamın da yardımıyla hastanın, Allah ile daha sağlıklı bir bağ oluşturmasına yardım edebilir ve onun yanlış düşüncelerini düzeltebilir.

        ”İşte onlar iman edip gönülleri Allah’ı zikretmekle, O’nu anmakla huzur bulan kimselerdir. İyi         bilin ki gönüller ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”[29]

        ”Allah Teâla buyuruyor ki: “Ben, kulumun hakkımdaki zannı gibiyim. O, beni andıkça ben         onunla beraberim. O, beni içinden anarsa ben de onu içimden anarım. O, beni bir cemaat içinde anarsa, ben de onu daha hayırlı bir cemaat içinde anarım. O, şayet bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.”[30]

Dua

 

Dua ya da niyaz, tüm müslümanlar için emredilen genel bir ibadet olsa da, kişinin kaygı veya korku hissettiği durumlar için, Peygamber Efendimiz (sav)’in tavsiye etttiği özel bazı  dualar da mevcuttur. Müslümanlar günlük beş vakit farz namazlarının içinde ve sonrasında dua edebileceği gibi, günün herhangi bir zamanında da Allah’a yönelip, O’na yalvarabilirler. Vesvese kahriyeden muzdarip olan bir kişi, normal endişeleri, özel takıntılarının dindirilmesi veya zorlantılarından kurtulmak için yardım istemek gayesiyle kendi akıllarından özgün dualar bulabileceği gibi, Peygamber Efendimiz (sav)’in endişe ve korkuyla ilgili tavsiye ettiği şu duaları da yapabilir:

        ”Kimin sıkıntısı artarsa şu duayı okusun: “Allahım ben senin kulunum, kulunun oğluyum,         senin avucunun içindeyim, kaderim senin elinde. Hakkımdaki hükmün caridir. Takdirin ne ise, hakkımda adalettir. Kendini tesmiye ettiğin veya kitabında indirdiğin veya nezdinde mevcut gayb hazinesinden seçtiğin, sana ait her bir isim adına senden Kur`an`ı, kalbimin baharı, sıkıntı ve gamlarımın atılma vesilesi kılmanı dilerim.”[31]

        ”Allah‘ım! Kederden ve üzüntüden, acizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, borç         yükünden ve insanların kahrından sana sığınırım.”[32]

Çörek Otu

Çörek otu, müslümanların çok rağbet ettiği ve beğendiği bir bitkidir ve birçok tıbbi hastalığı tedavi etmek için kullanılmaktadır. Modern bilimsel araştırmalar, çörek otunun aslında farmakolojik olarak iyileştirici özelliklere sahip olduğunu, ayrıca kaygı ve depresyonun yanı sıra diğer birçok tıbbi problemi tedavi etmeye yardımcı olduğunu göstermektedir.[33] Çörek otunun farklı seviyelerdeki OKB’lerin şiddetini, nasıl ve ne derece etkilediği konusunda daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir. Ancak bu hastalığın tedavisinde kullanılan çörek otunun, terapi ve farmakolojik ilaçların yararlı bir tamamlayıcısı olduğu söylenebilir.

        “Ölüm dışında hiçbir hastalık yoktur ki, çörek otunda onun için bir deva bulunmasın.”[34]

Klinik Analiz ve Tavsiyeler

Etkinliği kanıtlanmış olması nedeniyle Maruz Bırakma ve Tepki Önleme (MBTÖ: İngilizcesi ERP), OKB tedavisinde en çok önerilen terapidir; Bununla birlikte, MBTÖ’nün önemli dezavantajları da vardır. MBTÖ, çok az terapistin eğitim aldığı oldukça detaylı bir metodolojik yaklaşımdır. Bu terapi çok yoğundur ve hem hasta hem de terapistin büyük bir zaman ayırmasını gerektirmektedir. Yapılan bir araştırmaya göre, MBTÖ terapisini başlayan hastalarının %25 ‘inin terapiyi yarıda bıraktığı, buna ilaveten yüzde % 5 ila %22 arasında bir oranın da tedaviyi reddettiği tespit edilmiştir.[35] Bu şartlar dikkate alınarak, MBTÖ’yi uygulayacak terapistin, bu konuda profesyonel eğitim almış olması ve sadece yeterli zamana ve maddi imkana sahip hastaların kabul edilmesi gerekmektedir. Bu terapi tipine uygun olmayan ortalama bir hasta, bilişsel terapide ve / veya Kabul ve Kararlılık Terapisi (KKT: İngilizcesi ACT) konusunda bilgili bir terapiste yönlendirilmelidir.

Yazar, vesvese kahriye tedavisi arayan hastanın başarılı bir tedavi alması ve sağlığına kavuşabilmesi için terapist ve imamın uzmanlık ve becerilerinin çok önemli olduğunu kuvvetle vurgulamaktadır. Psikoloji ve İslam alanlarında ikili bilgiye sahip olma imkanı veren bu eşsiz mesleki işbirliği, vesvese kahriye tedavisi ile diğer OKB türleri arasındaki tedavinin farklı olmasının en önemli etkenidir. Kültürel ve manevi açıdan uzman olmayan bir terapist ile psikolojiden anlamayan veya psikolojiye değer vermeyen bir imam, hastayı tedavi dışı bırakabilecek veya hasta açısından olumsuz sonuçlar doğurabilecek yanlış bilgileri aktararak, hastaya çok ciddi zarar verebilirler. Örneğin, MBTÖ ve KKT’yi kültürel ve manevi hassasiyetle izah etmeyen bir terapist, hastayı daha iyi hale getirmek için onu, İslam’a ters inançları kabul etmeye zorlayabilir ve bu da hastanın haklı olarak tedaviyi reddetmesine sebep olabilir. Ancak islami hassasiyetlerden haberi olmayan terapist, hastanın gereksiz yere tedaviden çekildiğini zannedebilir. Yine mesela, uzman olmayan bir imamın hastaya, vesvese kahriyenin hastanın imanının zayıflığından kaynaklandığını söylemesi, hastanın kendisini daha da kötü hissetmesine sebep olacaktır. Vesvese kahriyenin karmaşıklığı nedeniyle, bu özel hastalığı tedavi etmek için yeteri kadar çok uzman bulunamayacağı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, yardım etmek isteyen klinikçiler ve dini uzmanlar, sahalarındaki temel bilgilere hakim olmalı ve anlamakta zorlandıkları hususlarda daha fazla bilgi edinme konusunda rahat olmalıdırlar.

Tedavi sırasında hasta, terapist tarafından psiko – eğitime tabi tutulmalıdır. Bu eğitim, tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır. Akıl sağlığı uzmanları, tedavi ”başarılı” bile olsa, OKB’nin uzun vadeli bir hastalık olduğunu hastalara açıklamayı kesinlikle ihmal etmemelidirler. Birçok hasta hızlı sonuç beklenen bir tedavi sürecine girer ve gerçekçi olmayan her türlü OKB düşüncesinden tamamen kurtulurlar.  Araştırmalar, tedavinin hastalığın tezahürlerini önemli ölçüde azaltmaya yardım edebileceğini, ancak pek çok kişide görülen OKB izlerinin kalıcı olabileceğini göstermektedir.[36]

Bu konuyu ele almaya yardımcı olmak için, klinisyenler, tedaviden önce ve sonra OKB belirtilerini değerlendirerek hastaların, tedavideki ilerlemelerini görmelerini sağlamalıdırlar. Terapistin periyodik olarak hastayı kontrol etmesi, uzun vadeli ilerlemenin devam etmesine yardımı olabileceği için

klinisyenler ve imamların, hasta iyileştiikten sonra da ara sıra ziyaretlerde bulunmaları tavsiye edilmelidir. Son olarak, terapistlerin hastalığın nüksetmesini önleme planlarıyla ilgili olarak hastaları ile birlikte çalışmaları gerekir. Böylece, hastalar, önceki davranışlara geri dönmeye başladığında, onlarla tam olarak nasıl konuşulacağını ve ne zaman tedaviye geri dönmeleri gerektiğini bilirler.

Müslüman topluluklarda akıl sağlığı tedavisi ciddi bir oranda utanç ve yaftalanma sebebi olduğu için, imamın psiko – eğitimi de tedavi için önemlidir.[37] İslami tekniklere ek olarak, imamın tedavinin (ve gerektiğinde ilaç kullanımının) önemini vurgulaması da, özellikle de semptomlar kalıcı hale gelip, ciddi sıkıntılara neden olduğunda çok önem arz etmektedir. Yazar, müslüman topluluklarda, (namaz gibi) islami usullere ek olarak, kanser veya diyabet gibi fiziksel rahatsızlıklara yönelik tıbbi tedavi aramanın, bir kişinin akıl sağlığı problemlerine tıbbi tedavi aramaktan daha kabul edilebilir olduğunu gözlemlemiştir.  Fiziksel rahatsızlıklar için tıbbi tedavi aramak, inanç eksikliği ile ilişkilendirilmezken, akıl sağlığı için tıbbi tedavi aramak inanç zayıflığı oalrak algılanmaktadır. Tıbbi tedavi arayışının islami usulle tedavi aramayı tamamlayıcı nitelikte olduğunu açıklamak, muhtemelen hastanın terapiye olan güvenini artıracak ve tedavinin erken bırakılmasını önlemeye yardımcı olacaktır.

 

Araştırma

Halihazırda, vesvese kahriyenin yaygınlığının değerlendirilmesini sağlayacak çok az araştırma ve klinik literatür bulunmaktadır ve bu hastalık için kanıta dayalı tedavi uygulaması da yok denecek kadar azdır. İnternette arama yapmak isteyen bir kişi, bu konuyla ilgili yüzlerce fetva veya bilimsel olmayan makale bulabilir, ancak psikoloji alanındaki klinisyenler tarafından yazılan tıp dergilerinde hiçbir araştırma bulamayacaktır. Bilimsel olmayan makale ve araştırmaların çokluğu, vesvese kahriye sorununun önemli bir problem olduğunu, ama yaygın olmasına rağmen aynı oranda dikkate ve ciddiye alınmadığını göstermektedir.

Vesvese kahriye aslında hiç de yeni bir hastalık değildir. Ancak, bu problem hakkında istatistiksel ve nitel araştırmalar olmadığı gibi, herhangi bir profesyonel yayın da bulunmadığı için, çağdaş psikoloji literatüründe kendine yeni yeni yer edinmeye çalışan bir hastalıktır. Vesvese kahriyenin farklı ülkelerdeki yaygınlığını, risk faktörlerini, genel demografik özelliklerini ve hastalık süresini belirlemek için istatistiksel araştırmaların yapılması gerekmektedir. Ayrıca, ilaç kullanımı da dahil olmak üzere farklı tedavi türlerinin etkinliğini görmek için eksiksiz çalışmalara da ihtiyaç duyulmaktadır. Vesvese hakkındaki AR-GE çalışmaları, vesvese kahriyenin (şu an olduğu gibi) bir OKB türü olarak kabul edilmesini ve ne tür müdehalelerin bu hastalığın tedavisine katkı sağlayabileceğinin belirlenmesini sağlamaya yardımcı olacaktır.

Vesvese kahriye hastalarına sahip klinisyenler, vaka incelemelerini belgelemek ve yayınlamak suretiyle bu az gelişmiş alana katkıda bulunabilirler. Bu hastalarla, özellikle de olumlu sonuç alınanlarla ilgili tecrübelerin keyfiyet ve mahiyetini izah eden özetler yazmak, daha terapötik ve dini açıdan daha duyarlı ek tekniklerin oluşturulmasına yardımcı olacaktır. Yerel veya ulusal düzeyde, konferanslar yoluyla veya meslektaş istişareleri şeklinde diğer klinisyenlerle işbirliği yapmak; hastalığın daha fazla müzakere edilmesini sağlayabilir, hastalığın farkındalığını artırmaya ve daha güçlü bir uzman klinisyen ağı oluşturmaya yardımcı olabilir.

Özet  

Vesvese kahriye; müslümanların dini akaid ve ibadetlerle ilgi meselelerde aşırı, gereksiz ve ızdırap veren uygulamalarıyla ilgi istenmeyen takıntı ve zorlantılar geliştirerek oluşturduğu kompleks bir hastalıktır. Vesvese kahriye şu anda OKB’nin bir türü olarak kabul edilmekle birlikte, daha özel tedavi ve tekniklere ihtiyaç duyması nedeniyle diğer OKB türlerinden ayrışmaktadır. Bu yayının amacı, vesvesenin mahiyetini açıklamak, vesvese kahriyenin farklı türlerini izah etmek ve psikolojik bozukluk seviyesine ulaştığında klinisyenlerin ve imamların bu hastalıkla en iyi nasıl mücadele edebileceğini anlatarak, İslam psikolojisinin giderek büyüyen bu alanına katkıda bulunmaktır. Vesvese kahriyenin ideal bir şekilde tedavisi için, kültürel olarak yetkin bir klinisyenin dini ilimlerde uzman bir imam ile işbirliği yapması ve etkili bilişsel davranışçı terapi tekniklerinin uygulanması gerekir. Bu hastalığı daha iyi anlamak ve hangi tıbbi ve islami tedavilerin en etkili sonuçları verdiğini belirlemek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır.


[1]Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayınlanan, akıl hastalıklarını tanımlayan ve sınıflandıran bir el kitabı. Bu, tüm Amerikan psikolog, psikiyatrist ve akıl sağlığı terapistlerinin hastalarını potansiyel akıl hastalığı açısından değerlendirmek ve teşhis etmek için kullandıkları standart bir kitaptır.

[2]Pollard, A .(2010). Scrupulosity. https://iocdf.org/wp-content/uploads/2014/10/IOCDF-Scrupulosity-Fact-Sheet.pdf  adresinden alıntılanmıştır.

[3]Utz, A. (2011). İslami Perspektiften PsikolojiRiyad, Suudi Arabistan, Uluslararası İslami Yayıncılık.

[4]İbn-i Kesir, H. (2003)Tefsir-i İbn-i Kesir, c.2, Riyad, Daru’s- Silm.

[5]Utz, İslami Perspektiften Psikoloji.

[6]Taha 20/ 120.

[7]Radomsky, A., Alcolado, G., Abramowitz, J., Alonso, P., Belloch, A., Bouvard, M., Clark, D., Coles, M., Doron, G., Fernandez-Alvarez, H., Garcia-Soriano, G., Ghisi, M., Gomez, B., Inozu, M., Moulding, R., Shams, G., Sica, C., Simos, G., & Wong, W. (2014). Bölüm 1, Koşabilirsiniz ama gizleyemezsiniz: 6 Kıtada Zahmetli Düşünceler, Obsesif-Kompulsif ve İlgili Bozukluklar Dergisi, 3, 269-279. http://dx.doi.org/10.1016/j.cbpra.2009.10.002  adresinden alıntılanmıştır.

[8]Amerikan Psikiyatri Birliği, 2013, Zihinsel Bozuklukların Teşhis ve İstatistiksel El Kitabı, 5. baskı, Arlington, VA, American Psychiatric Yayınevi, s. 129-130.

[9]Sookman, D., Abramowitz, J., Calamari, J., Wilhelm, S. & McKay, D., 2004, Obsesif Kompülsif Bozukluğun Alt Tipleri: Özel Bilişsel Davranış Terapisi, Davranış Terapisi, 36 (4): 393-400,https://www.researchgate.net/publication/222412431_Subtypes_of_obsessiveCompulsive_disorder_Implications_for_specialized_cognitive_behavior_therapy  adresinden alıntılanmıştır.

[10]Pollard, A .(2010). Scrupulosity,  https://iocdf.org/wp-content/uploads/2014/10/IOCDF-Scrupulosity-Fact-Sheet.pdf  adersinden alıntılanmıştır.

[11]Abramowitz, J., Jacoby R. (2014). Skropolisti: Bilişsel-Davranışçı Bir Analiz Ve Tedaviye Etkileri, Obsesif-Kompülsif ve İlgili Bozukluklar Dergisi, 3, 140-149.  http://jonabram.web.unc.edu/files/2014/05/Scrupulosity-model-2014.pdf adresinden alıntılanmıştır.

[12]Aynı yer.

[13]Al-Haj, H. 2016, Ekim, 18. Email.

[14]Abramowitz, J. (2009). Doğum Sonrası ve Doğum Öncesi OKB, Uluslararası OKB Vakfı,  https://iocdf.org/wp-content/uploads/2014/10/Postpartum-OCD-Fact-Sheet.pdf adresinden alıntılanmıştır. Erişim tarihi 28 Haziran 2016.

[15]Yadin, E. & Lichner, T. ve Heyet, 2012, Obsesif-Kompulsif Bozukluk için Maruz Bırakma Ve Tepki Önleme, 2. Baskı, New York, Oxford Üniversitesi Yayınları.

[16]Knapp, P ve Beck, A., 2008, Bilişsel Terapi: Temeller, Kavramsal Modeller, Uygulamalar Ve Araştırma,  http://www.scielo.br/pdf/rbp/v30s2/en_a02v30s2.pdf adresinden alıntılamıştır.

[17]Foa ve Heyet, 2012.

[18]Foa ve Heyet, 2012.

[19]Buhari, Sahih, İman, 15. (Abdurrahman, M., 2004, İslam: Sorular ve Cevaplar – Hukuk Ve İslami Hükümler: Muamelat, Bölüm 5, Londra, Birleşik Krallık, MSA Yayıncılık Limited.

[20]Koran, L., Hanna, G., Hollander, E., Nestadt, G, ve Simpson, 2007, Obsesif Kompulsif Bozukluğu Olan Hastaların Tedavisinde Rehberlik Pratiği. American Psikiyatri Dergisi, 164, (7), 5-53.

[21]Twohig M. P., Hayes S. C., Plumb J. C., Pruitt L. D., Collins A. B., Hazlett-Stevens, H. ve Woidneck, M. R., 2010, Obsesif Kompulsif Bozukluk İçin İlerleyici Rahatlama Eğitimine Karşı Kabul Ve Taahhüt Tedavisinin Tesadüfi Klinik Bir Çalışması, Consulting and Clinical Psychology Dergisi, 78 (5), 705-16.

[22]Harris, R., 2006, Şeytanı Kucaklamak: Kabul Ve Kararlılık Terapisine Genel Bir Bakış, Avustralya’da Psikoterapi, 12 (4), 2-8.      http://www.livskompass.se/wpcontent/uploads/2012/11/Russ_Harr_A_Non-technical_Overview_of_ACT.2006.pdf adresinden alınmıştır.

[23]Heyet, 2012.

[24]Fussilet 41/ 36.

[25]Mu’minun 23/ 97-98.

[26]Müslim, Selam, 92.

[27]Muslim, Selam, 91

[28]Ellison, C., Bradshaw, M., Flannelly, K. ve Galek, K., 2014, Dua, Allah’a Bağlılık ve ABD’li Yetişkinler Arasında Anksiyete Bağlantılı Bozukluklarının Belirtileri, Din Sosyolojisi, 75 (2), 208-233, http://www.baylorisr.org/wp-content/uploads/Sociology-of-Religion-2014-Ellison-208-33.pdf  adresinden alıntılanmıştır.

[29]Ra’d 13/ 28.

[30]Buhari, Tevhid, 15; Al- Munziri, A., 2000, The Translation of the Meanings of Summarized Sahih Muslim Arabic-English, c.2, Riyad, Saudi Arabistan, Darussalam Yayın Dağıtım, s. 997.

[31]Ahmed Bin Hanbel, 1/ 391; Hâkim, Müstedrek 1/690. Al-Qahtaani, S., 1996, Fortification of the Muslim through remembrance and supplication from the Qur’aan and the Sunnah. Riyadh, Saudi Arabia: Safir Press, s. 156-157.

[32]Buhari, Cihad, 74.

[33]Beheshti F., Khazaei M. ve Hosseini M., 2016, Çörek Otunun Nörofarmolojik Etkileri, Avicenna Phytomedicine Dergisi, 6 (1), s.124- 141.

[34]Buhari, Tıp, 7; Müslim, Selam, 89

[35]Twohig ve Heyet, 2010.

[36]Heyet, 2010.

[37]Amri, S. ve Bemak, F., 2013, Akıl Sağlığı Yardımı – Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Müslüman Göçmenlerin Davranışları: Sosyal Damgalamayı ve Kültürel Güvensizliği Aşmak, Müslüman Ruh Sağlığı Dergisi, 12 (1), http://quod.lib.umich.edu/cgi/p/pod/dod-idx/mental-health-help-seeking-behaviors-of-muslim-immigrants.pdf?c=jmmh;idno=10381607.0007.104adresinden alıntılanmıştır.

 

Yasal Uyarı: Bu bildiri ve makalelerde ifade edilen görüş ve düşünceler, tamamen yazarlarına aittir. Ayrıca, yazarların herhangi bir platformda ifade ettikleri kişisel görüşleri, Yaqeen Enstitüsü’nü bağlamaz. Ekibimiz her açıdan çok donanımlıdır 

yaptığımız araştırmaların kalitesini arttırmaya yardımcı olacak kesintisiz ve zenginleştirici diyaloglara izin verir.

Tüm hakları mahfuzdur. Yaqeen İslam Araştırmaları Enstitüsü’nün izni olmadan kullanılamaz.